SERTİFİKA MÜRACAATI EĞİTİM AKADEMİSİ MERAK ETTİKLERİNİZ
KURUMSAL

BELGELENDİRME
 
KURULLARIMIZ
 
İSTATİSTİKLER
Aktif Ziyaretçi 6 Kişi

Bugün 58 Kişi

Toplam Ziyaretçi 992713 Kişi
 

"Okuyup Öğrenmek , Cehalet akıntısına karşı kürek çekmektir." S.ALIÇ

  KÜLTÜR KÖŞESİ MAKALELERİ 
   
Yazar Ünvanı Araştırmacı-Yazar
Yazar Harun GÖRMÜŞ
 
 
 
Makale Tarihi :  01.06.2020
İslâm?sız İslâmcılık ?İslâm(cılık)? Değildir
“…Yoksa siz, Kitab’ın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz?. Artık sizden böyle yapanların dünyâ-hayâtındaki cezâsı aşağılık olmaktan başka değildir; kıyâmet gününde de azâbın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir” (Bakara 85).
 
Biz bu yazıda “İslâmcılık” derken, İslâm-merkezlilik yâni Kur’ân ve Sünnet üzere olmayı anlıyor ve söylüyoruz.
 
İslâmcılık nedir yada ne olmalıdır?. Yapılan İslâmcılık târifleri doğru mudur?. Aslında lâik-seküler-liberâl-kapitâlist-muhâfazakâr demokratlığa” yanlış olarak İslâmcılık denmektedir. Lâkin İslâmcılık “İslâm-merkezli olmak” demektir. İslâm’a yâni Kur’ân ve Sünnet’e göre düşünmek, söylemek ve amel-eylemde olmak demektir. Oysa muhâfazakâr demokratlık İslâm-merkezli olmadığı gibi, İslâm-merkezli olmaya da karşıdır. İslâm’ı merkeze almayan şeye “İslâmcılık” demek ve İslâm-merkezli ol(a)mayanları İslâmcı saymak hem anlamsızdır hem de ahmaklıktır. Eski sicillere ve sözlere bakarak bir kişiye yada gruba İslâmcı demek yanlıştır. İslâmcılık eski söylemlere değil, mevcut amel ve eylemlere bakılarak târif edilebilir. Bir kişinin İslâmcı olup-olmadığını anlamak için de onun mevcut söylem-amel-eylemlerine bakılmalıdır. Muhâfazakâr demokratların amel ve eylemleri ve aslında tasavvur, düşünce ve sözleri-yazıları İslâm-merkezli değildir ki!. O hâlde niçin İslâmcı olsunlar?. İslâmcı olmak için İslâm-merkezli yâni Kur’ân’a ve Sünnet’e göre düşünmek, konuşmak, yazmak ve amel-eylemde bulunmak gerekir. Kur’ân’ı ve Sünnet’i işe karıştırmadan nasıl İslâmcı olunacak?. Oysa İslâmcı zannedilen muhâfazakâr demokratlar lâik-seküler-modern merkezlidirler. Böylece İslâm’a tavır almış olurlar. İslâm’a karşı olanlara hattâ İslâm düşmanı olanlara “İslâmcı” demek ahmaklıktır.
 
İslâmcılık kavramını ilk ortaya atanlar batı’lılardı ve sömürgeye karşı direnen müslümanları diğer müslümanlardan, daha doğrusu muhâfazakâr demokratlardan kopararak ayırmak ve böylece güçlerini-direnişlerini zayıflatmak ve kırmak istiyorlardı. Böylece arzularını daha kolay gerçekleştirmeyi umuyorlardı. Belli oranda başarılı da oldular. Bu bağlamda söz-konusu İslâmcılık kavramı müslümanlara ve İslâm’a âit değilse de, İslâm ile ilgili olduğu için mecbûren Kur’ân ve Sünnet ile ilgili, dolayısıyla da müslümanlarla ilgili olacaktır-olmalıdır. İslâmcılık, mü’minlerin emperyâl hedeflere karşı bir direnişidir ve öyle olmalıdır. Çünkü şeytânî-beşerî sistemlere ve sömürüye direnç, İslâm ve İslâm-merkezli olmakla ve İslâm-merkezli olanlarla ilgilidir. O hâlde İslâmcılık, lâik-seküler-muhâfazakâr demokrasiyle ve bunu destekleyenlerle ilgili değildir, olamaz. İslâmcılar; şeytânî, nefsî, tâğûtî, beşerî ideoloji ve sistemlere karşı çıkanlardır. İslâmcılık yâni İslâm-merkezli olmak bu demektir. İslâmcılıktan anlaşılması gereken şey de bu olmalıdır. Buna “İslâmcılık” demeye mecbur değiliz tabi. Aslında bu kavramın kökeninde “İslâm nedeniyle zulme karşı çıkmak” anlamı vardır. Bu nedenle İslâmcı, “İslâm’a göre hareket eden” demek olmalıdır.
 
İslâmcı yada İslâmî hareket, ancak Kur’ân ve Sünnet-merkezli yapılırsa İslâmî ve İslâmcı olur. Yoksa demokratik, milliyetçi, partici ve vatan-millet Sakarya edebiyatı ile yapıldığında İslâmî ve İslâmcı olmaz. Bu kavramı muhâfazakâr demokrasi ve milliyetçilik bağlamında değil, Kur’ân ve Sünnet merkezinde anlamamız ve o şekilde kabûl etmemiz gerekir. Aksi-hâlde emperyâllerin arzularına ve tuzaklarına doğru evrilmesi kaçınılmaz olur ki modern müslümanlar bu tuzağa düşmüşlerdir. İslâmcılığı târif edenler de bu bağlamda târif etmekte, İslâmcı zannettikleri muhâfazakâr demokratlara bakarak, “İslâmcılık tasfiye oldu ve öldü gitti” demektedirler.
 
İslâmcılık yada “siyâsî İslâm”, İslâm’ın kişisel hayat dışında sosyâl ve politik alanlarda da yol gösterici kılınmasını hedefleyen “politik-ideolojik hareketler” olarak tanımlanmaktadır. “Modern dönemlerde İslâm dîni üzerinden hareket edilerek ortaya konulan ideoloji” denir. İslâmcılık, “İslâm’ı sâdece kâlbinde, zihninde ve vicdânında yaşamak” demek değildir ve olmamalıdır. İslâmcılık yada İslâmcılar, İslâm’ı iç-âlemlerinden sonra hayâtın sosyâl-kültürel, ekonomik ve siyâsî her alanında yaşamak ve hattâ hâkim kılmak isteyen düşünce ve kişilerdir.
 
İslâmcının gerici, yobaz, ilkel ve hattâ terörist olarak görülmesi, İslâm-merkezli olduğu için olmalıdır. Yoksa sâdece milliyetçilikten kaynaklanan bir tutumla bâzı şeyler söylemeleri ve yapmaları nedeniyle değil. İslâmcılık ve İslâmcılar, moderniteye ve yada mevcuda aykırı görüşleri ve eylemleri olduğu için düşman ve terörist olarak görülmektedir. İslâmcı yâni İslâm-merkezli olanlar, İslâm düşmanları tarafından ilkel, gerici, yobaz ve terörist olarak görüldükleri takdirde gerçekten İslâmcı yâni İslâm-merkezli olmuş olurlar.
 
İslâmcılıkta “ittihad” yâni “müslümanların birleştirilmesi” ülküsü vardır ama İslâmcılık sâdece bu değildir ve bu olmamalıdır. İslâmcılık Kur’ân ve Sünnet’e göre Dünyâ’yı şekillendirme hedefidir. Bu hedef tüm peygamberlerin hedefidir. Zîrâ onlara bu hedefi Allah göstermiştir:
 
“Allah, dinden Nûh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) ettiği, sana vahyettiğimiz, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve Îsâ’ya vasiyet ettiğimiz (farz kıldığımız) ‘Allah’ın dînini hayâta egemen kılın (ekîmûd dîn) ve bu konuda görüş ayrılığına düşmeyin’ direktifini sizin için bir ‘hayat düsturu’ olarak öngördü. Fakat kendilerini çağırdığın bu düstur Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir” (Şûrâ 13).
 
İslâmcılık; İslâm’ı, Kur’ân’ı ve Peygamberi sâdece iç-âlemin konusu yapmak değildir. İslâm’ı iç-âlemlerden sonra; sosyâl, kültürel, ekonomik ve siyâsî alanda da hâkim kılma ülküsüdür. O hâlde siyâseti İslâm’a göre belirlemekten vazgeçmek ve İslâm’ı sosyâl, ekonomik ve hukûki-siyâsî hiç-bir alana karıştırmamak ve hattâ bunu düşünmemek İslâmcılık değildir ve olamaz, zîrâ İslâm dediğinizde bunların hepsi İslâm’a dâhildir ve bunları İslâm’ın belirlemesi Allah’ın emri olduğu gibi Peygamber’in de örnekliğidir. O hâlde İslâmcılık “muhâfazakâr demokrasi müslümanlığı” demek değildir.
 
“İslâmcılık hareketi, modern Avrupa medeniyetinin İslâm dünyâsı aleyhinde oluşturduğu tehditlere etkili bir karşı koymanın ancak modernleşmenin gereklerine uygun bir zihniyet dünyâsı inşâ etmekle ve dînin kılavuzluğunda gerçekleşecek bir modernleşme ile mümkün olacağı fikrine dayanır” denir. Fakat İslâmcılık “İslâm-merkezlilik” demek olması gerektiğinden dolayı ve İslâm, kendi iç-dinamiklerine göre hareket edeceğinden dolayı, bu târif çok da doğru değildir. Yapılan târif İslâmcılık yada İslâm-merkezlilikle değil, muhâfazakâr demokrasiyle ve muhâfazakâr lâik demokratlıkla ilgilidir. Zâten bu târif “batı’cılık” olur ki sonunda geldiği yer orası olmuştur.
 
İslâm hayâtın her alanında kendi iç-dinamiğini kullanır ve kullanmalıdır. İşte bu nedenle İslâmcı yada İslâm-merkezli olmak demek, “İslâm’ı her alanda hâkim kılmak ve İslâm’ı, her-şeyi kendi iç-dinamiklerine göre belirlemek” demektir. O hâlde İslâmcılık sâdece, “müslümanların birliği-itthâdî İslâm demek” değildir. Çünkü önemli olan, müslümanların hangi merkezde bir-araya gelecekleridir. Batı’nın beşerî ideolojileri ve sistemleri merkezinde bir-araya gelindiğinde o şey İslâm’ın hedefi olmuş olmaz. Bu nedenle de İslâmcı olmaz. O bir pakt olabilir ancak. Bâzı yararları olsa da aslında İslâm, müslümanların Kur’ân ve Sünnet-merkezli olarak bir-araya gelmelerini  ve İslâm’ın kendi iç-dinamiklerini ortaya koyarak Dünyâ’ya hâkim olmalarını ister ki İslâmcılık demek bu olmalıdır. İslâm’dan bağımsız bir İslâmcılık olamaz. İslâm’dan bağımsız bir İslâmcılık ancak, “İslâm’ı (daha doğrusu müslümanları) cıvıklaştırmak” demek olur.
 
İslâmcı(lık) zannedilen muhâfazakâr demokrasi ve demokratlar, İslâmcı falan değildir ve ona İslâmcılık demek doğru olmaz. Çünkü İslâm’ı göz-ardı ederek İslâmcılık olmaz. İslâm ön-eki varsa bir şeyde, orada Kur’ân ve Sünnet’in hâkimiyeti ve belirleyiciliği yada en azından düşüncesi olmalıdır ve bu şarttır. İslâm’ı yâni Kur’ân ve Sünnet’i hiç hesâba katmadan yapıldığı-olunduğu zannedilen şeye İslâmcı(lık) denmesi absürdtür. Bu ister 2. Abdulhamid döneminde, isterse de AKP döneminde olsun fark-etmez. İslâm’ın adını kullandığınız anda Kur’ân’a ve Sünnet’e göre hareket etmeniz gerekir. Aksi-hâlde münâfıklık ortaya çıkar. İslâm ile ilgili olan şey, “İslâm’ın hâkimiyeti yâni hayâtı İslâm’ın belirlemesi” ile ilgili olan şey demektir. Oysa ne Abdulhamid ne de AKP, İslâm’ı merkeze almayı düşünmedikleri gibi siyâsetlerini de İslâm’a göre yapmadılar-yapmamaktadırlar ve bunu ön-koşul olarak ortaya koymadılar ve koymamaktadırlar. Abdulhamid Osmanlılık ve örf-merkezli, AKP ise muhâfazakâr demokrasi merkezli bir anlayıştadır.
 
İslâmcı zannedilen muhâfazakârlar sosyâl, ekonomik, hukûkî ve siyâsî hayâtı İslâm’a göre belirlemiyorlar ve belirlemek de istemiyorlar. Hattâ “biz İslâm-merkezli bir siyâsete karşıyız” diyebiliyorlar. Böylece, “biz sosyâl-kültürel, ekonomik, hukûkî ve siyâsî alana İslâm’ı yâni hakkı ve hakîkati karıştırmayacağız” demiş oluyorlar. İslâm-merkezli bir hayâta karşıyız” diyenler nasıl İslâmcı olacaklar ki?. Onlar İslâmcı falan değillerdir ve liberâl-kapitâlist, lâik-seküler ve muhâfazakâr demokrattırlar ve böyle olunca da bırakın İslâmcı olmayı, İslâm karşıtı olmuş olurlar. Oysa İslâm bu düşünceyi yıkmak için gelmişken bu merkezde siyâset yapanlara İslâmcı demek saçmalığın ve ahmaklığın daniskasıdır.
 
Başında İslâm olan her-şey İslâm-merkezli olmak zorundadır. Zîrâ İslâm, “kullanılacak” bir din ve isim değildir. Bu nedenle İslâmcılıktan, “Kur’ân’a ve Sünnet’e göre olmak, hayâtı Kur’ân ve Sünnet’e göre belirlemek ve hattâ Kur’ân ve Sünnet’i hayât hâkim kılmak” anlaşılmalıdır. Demek ki İslâmcılığın yâni İslâm-merkezliliğin anlamı budur. Bu bağlamda İslâmcılığın yâni İslâm-merkezli olmanın tasfiye edilmesi falan mümkün değildir ve İslâm kıyâmete kadar süreceği için İslâmcılık da kıyâmete kadar sürecek demektir. İslâmcılık yâni İslâm-merkezlilik hayâta hâkim olma ülküsü ve hedefini sonuna kadar koruyacaktır ve bunu gerçekleştirecek toplumu beklemektedir:
 
“Ey mü’minler!; size ne oldu da ‘Allah yolunda savaşa çıkınız’ dendiğinde yere çakıldınız. Yoksa dünyâ-hayâtını âhirete tercih mi ettiniz?. Oysa dünyâ-hayâtının hazzı, âhiretin hazzı yanında pek azdır. Eğer savaşa çıkmazsanız Allah sizi acıklı bir azâba uğratarak yerinize başka bir toplum getirir. Siz Allah’a hiç-bir zarar dokunduramazsınız. Çünkü Allah’ın gücü her-şeyi yapmaya yeter” (Tevbe 38-39).
 
Lâik-seküler-kapitâlist-liberâl-feminist-muhâfazakâr demokrasiyi ve reel-politiği din edinmiş ve bunlara meftûn ve râm olmuş olanlar, İslâm-merkezli olmayı, dirâyetleri yetmediği, bunu kâlplerinde bile yaşatmak istemedikleri ve vicdanları onları rahatsız ettiğinden dolayı artık İslâmcılığın tasfiye olduğunu yada olması gerektiğini ve beşerî-şeytânî-tâğûtî-nefsî ideolojilerin-sistemlerin bir kazanım olarak kabûl edilmesini ve böylece adı İslâmcılık ama işlevi “şeytancılık” olan bir düşünceye girilmesini ve bu düşünce üzere gidilmesini arzu etmektedirler. Yenilmişler ve artık İslâm’ın hayâlini bile kura(a)mayanların İslâmcılığı ya aşırı ve yanlış yorumla başkalaştırılmaya yada tümden tasfiye edildiğini söyleyerek ve oldu-bittiye getirilerek dîni hayattan ve hattâ kâlplerden bile kovarak şeytana-nefse-tâğutlara ve beşere itaat edilmesini yâni tapınılması beklemektedirler. Zîrâ İslâmcılık yâni İslâm-merkezlilik işlerine engel olmaktadır. Çünkü İslâmcılık işlerine engel olduğu için yeterli desteği görememektedirler. Bu yüzden de kendilerine hâlâ İslâmcı denmesinden rahatsız olmamaktadırlar. Çünkü böylece İslâm’ın ve İslâmcılığın ne olduğunu yada olması gerektiğini bilmeyenlerden bir destek görmektedirler.
 
İslâmcığın yaptığı vatan savunması bile, beşerî ideolojiler merkezinde değil, İslâm merkezinde olur. İslâmcılar bu savunmayı “İslâm’ı savunma” bağlamında yaparlar. Yoksa salt vatan savunması değildir bu. Zîrâ mülk Allah’ın olduğu için mü’minler için her yer vatandır. Fakat doğup büyüdükleri yâni yaşadıkları yeri korumak ilk önceliklidir. İslâmcılar yâni İslâm-merkezli olanlar bunu Allah’ın rızâsı ve emri doğrultusunda yaparlar. Yoksa muhâfazakâr duygularla değil. Zâten İslâmcılık yada İslâm-merkezlilik duygusal bir şey değildir. Îman ile alâkalıdır.
 
İslâmcılık elbette “kesin ve köklü” anlamında radikâldir. İslâmcılık elbette sosyâl, kültürel, ekonomik, hukûkî ve önemlisi de siyâsal İslâmcılıktır. Fakat muhâfazakâr demokratik -sözde- İslâmcılık İslâm’ı merkeze almaz ve bunu düşünmez bile. Hattâ buna karşıdır.
 
Açıkçası asıl İslâmcılar yâni İslâm’a göre hareket edenler ve: “Fitne kalmayıncaya ve dînin hepsi Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şâyet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yaptıklarını görendir” (Enfâl 39) âyetine göre İslâm’ı hayâta hâkim kılma ülküsünü temsil edenler; Türkiye’deki şâirler ve bâzı yazarlar ve de sözde İslâmcı siyâsilerden çok, onların hiç sevmedikleri Mevdûdi, Seyyid Kutub ve Türkiye’de de Ercüment Özkan ve tâkipçilerinin temsil ettiği kişilerdir. Zîrâ İslâm’a yâni Kur’ân ve Sünnet’e göre hayâtı belirleme ve düzenleme hedefinde olanlar bunlardır. Muhâfazakâr demokrasi ve milliyetçiliğe göre düzenleme ise, İslâm’a göre olan bir düzenleme değildir.
 
Allah bize “müslüman” adını vermiştir ve bu bizim için yeterlidir. Başka bir isim aramamıza gerek yoktur. Fakat İslâmcılık, İslâm’la yâni Kur’ân ve Sünnet’e göre bir tutum takınmakla ilgili olduğundan dolayı, kanımca “İslâmcı” adını almakta bir yanlışlık yoktur. Bu nedenle İslâmcılık için, “İslâmca ve müslümanca bir davranış şeklidir” demeliyiz.
 
Muhâfazakâr İslâm’cıların milliyetçilik ve mezhepçilik merkezinde düşünüşleri vardır. Onlar için İslâm’dan-Kur’ân’dan önce milliyetçilik ve örf gelir. Zâten bu kesim Osmanlı’nın bir bakiyesidir ve son zamanlarda “Osmanlı’yı diriltmek”ten bahsedip duruyorlar. Oysa diriltilmesi gereken, Asr-ı Saadet dönemidir. Osmanlı bilindiği gibi, “İslâm-merkezli”likten ziyâde “örf-merkezli”ydi ve Osmanlı, İslâm’dan önce “örfe göre şekil alan” bir devletti. Gerçi Osmanlı gayr-ı İslâmî düşüncelere ve paradigmalara çok da îtibar etmezdi 19. yüzyıla kadar. İşte muhâfazakâr İslâmcılık da İslâm’a aykırı olmasına rağmen, İslâm’dan-Kur’ân’dan önce, “milli, reel-politik ve milliyetçilik” merkezinde, mezhep-tasavvuf-târikat düşüncesine ve ilişkilerine göre biçimlemiş bir düşünceye sâhiptir.
 
Muhâfazakâr İslâm’cılar “sağcı lîderci”dirler ve bu davranışa aşırı bağlıdırlar. Bu nedenle de adâleti tam olarak yerine getirmeleri söz-konusu olmaz. Yine muhâfazakâr İslâm’cılar haksız da olsa “güçten” yanadırlar ve “sözün gücünü” değil, “gücün sözünü” dinlerler. Hattâ o merkezde bir düşünce/anlayışları vardır ve siyâsetleri de o minvâlde seyreder. Meselâ günümüzdeki iktidâr olan muhâfazakâr İslâm’cılar dış güçlere bağlıdır ve ABD-Avrupa-İsrâil güdümündedirler. Oysa Allah Kur’ân’da: “Ey îman edenler!; mü’minleri bırakıp kâfirleri veliler (dostlar) edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allah’a apaçık olan kesin bir delil vermek ister misiniz?” (Nîsâ 144) demesine rağmen oralı olmayarak yine de onlarla iş tutarlar ve her zaman da onlardan ihânet görürler. Fakat onların desteği ile iş-başına geldiklerinden dolayı yine de onlardan vazgeçemezler, vazgeçmeyecekler.
 
Evet; İslâmcılık, muhâfazakâr-demokrat -sözde- müslümanlığı değil, hayâtın sosyâl-kültürel-ekonomik-hukûkî-siyâsî tüm alanlarına İslâm’ı hâkim kılmak isteyen dînin temsilciliğidir ve öyle olmalıdır. Zîrâ İslâm tüm bunları kuşatan bir “hayat dîni”dir.
 
Muhâfazakâr İslâmcılık diye isimlendirdiğimiz kişiler aslında İslâmcı değildirler. O nedenle onlara İslâm’cı yerine “muhâfazakâr milliyetçi” demek daha uygun olur. İslâmcılıktan kastımız; mü’minlik-müslümanlık-İslâm’lıktır. İslâm’dır yâni. Gerçek İslâmcılar, İslâm’ı-Kur’ân’ı hayâta hâkim kılmak, Allah’ın sözünü hayâta hâkim kılarak Asr-ı Saadet’i yeniden diriltmeyi amaçlayan ve hakkı-hakîkati ve adâleti-tevhidi yeniden ortaya koymak ve hâkim kılmak için çalışan kişilerdir. Zîrâ bu, Allah’ın bir emridir:
 
“Fitne kalmayıncaya ve dînin hepsi Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şâyet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yaptıklarını görendir” (Enfâl 39).
 
En doğrusunu sâdece Allah bilir.
 
 
 
First Page Next Page 1 Previous Page Last Page Sayfa 1 / 1 -- Listelenen Sayfa Sayısı 1
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Hayreddin KARAMAN
 Dövme, vejetaryenlik, kurban ve müşrik ile ...
............................................
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Faruk BEŞER
 Tasavvuf rezilliklere göz yummayı onaylar ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Hüseyin BÜLBÜL
 Peygamberi Anmak mı Anlamak mı? ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Harun GÖRMÜŞ
 İslâm?ın ve Îman Etmenin Ne Demek Olduğunu ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Ömer YILDIZ
 İslami Hareketler Panislamizm Fundamentali ...
............................................
 Yazar
 OSMAN COŞKUN
 Dinsiz Dindar Gençlik Yetiştirmek Sadece B ...
............................................
 Yazar
 Muhammed CELİL
 ?Siz Hâlâ Orda mısınız?? ...
............................................
 Yazar
 Abdülaziz KIRANŞAL
 10 maddede Müslüman gencin günlük programı ...
............................................
 Yazar
 Selim ÇORAKLI
 Aceleci, cahil ve zalim! ...
............................................
 Yazar
 Muhammed ÖZKILINÇ
 Demokrasi = Helvadan Put ...
............................................
 Yönetim Kurulu Başk.
 Selahaddin ALIÇ
 Sağlığımız Nasıl Bozuluyor ? ...
............................................
 

Sakın tavukları öpmeyin!
15.09.2020

Kalıcı kilo verdiren mucize yiyecek; kuru baklagiller
15.09.2020

Fas?ta toplu arı ölümlerine karşı savaş
15.09.2020

Acı biber'in 14 faydası
15.09.2020

2030 Yılında Dünyanın Yarısı Obez Olacak
15.09.2020

Hamburger 1 saat içinde vücudunuza nasıl zarar veriyor ?
15.09.2020

Tavuk Kanser'e sebeb oluyor !
03.06.2016

Obezite Türkiyeyi de Tehdit Ediyor.
01.06.2016

Islak Mendil Gerçeği.
26.05.2016

Tavuk Etinde Hastalık Yapan Bakteri Uyarısı.
27.05.2016

Tüm Haberler
Mail adresinizi ekleyin yeni faaliyetlerimizden anında haberdar olun.
Copyright © 2020 Helal Gıda Sertifikalandırma Merkezi
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir. İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.