SERTİFİKA MÜRACAATI EĞİTİM AKADEMİSİ MERAK ETTİKLERİNİZ
KURUMSAL

BELGELENDİRME
 
KURULLARIMIZ
 
İSTATİSTİKLER
Aktif Ziyaretçi 20 Kişi

Bugün 338 Kişi

Toplam Ziyaretçi 973045 Kişi
 

"Okuyup Öğrenmek , Cehalet akıntısına karşı kürek çekmektir." S.ALIÇ

  KÜLTÜR KÖŞESİ MAKALELERİ 
   
Yazar Ünvanı Araştırmacı-Yazar
Yazar Ömer YILDIZ
 
 
 
Makale Tarihi :  01.09.2020
Aşure Günü ve Bid’at Kültü
“Kutsal gün kültü”nün bizim kültür ve geleneğimize yansıması mübarek aylar, kandil günleri veya geceleri şeklinde tezahür etmiştir. Bu günlerden bir tanesi de ‘Aşure Günü’dür. Muharrem ayı haram aylardan yani savaşmanın yasak olduğu aylardan biridir. Muhterem ve değerli olması buradan kaynaklanır. Aşure günü de bu ayın 10. günüdür.
 
Türkiye’de Aşure günü, Mevlid, Regaib, Mirac, Berat kandilleri ve Kadir gecesi başta olmak üzere “kutlanan” ve “kutsanan” kandiller ve geceler, Kur’an’ın özüne ve Hz Peygamberin örnekliğine aykırı bir şekilde tarihsel süreç içinde ortaya çıkartılan “icat edilmiş geleneklerdir” diyor Adem Çaylak. Bu günler ve geceler, yıl boyu işlenen günahlardan ‘arınma günü’ olarak kabul edilmiş ve bu günlerin her biri için ibadetler uydurulma yoluna gidilmiştir. Yine Adem Çaylak hocanın tabiriyle kandiller, geleneksel İslam’ın “yortu günleri”dir. Bu şekilde Müslümanlık, aşırı bir ritüel dini haline dönüştürülerek bağlam ve özgünlüğünden kopartılıp yerine bir “kandil dini” tesis edilmiştir. Kandil dini; Hıristiyanlıkta olduğu gibi, belirli gün ve gecelerde gerçekleştirilecek ibadetlerle adeta bir “günah çıkarma dini” haline dönüştürülen bir Müslümanlık yaratmayı da başarmış olup, zulüm ve haksızlık karşısında direniş gösteremeyen kitlelerin “afyonu” haline dönüştürülmüştür.
 
Kitlelerin “afyonu” haline getirilen “kandil dini” söz konusu günlerde bol keseden sevap dağıtmak ve bedevadan cennet için sabırları zorlayan rekâtlarda namaz uydurma yoluna gitmiş olup çekilecek tesbihatlarla da cennetin garantisini taahhüt etmiştir. Ancak ortalama bir Müslüman bilir ki; Müslümanlıkta ibadetler teabbüdîdir. Kul ibadet ihdas edemez. İbadet ve ibadetlere zaman mekân keyfiyet ve sayı belirleme de sadece Din’in sahibinin/Allah’ın hakkıdır. Bu alan akıl yürütmeye/içtihada ve kıyasa kapalı bir alandır. İbadetlerde eksiltme ve arttırma da yapılamaz. Resulullah’ın örnekliğini yapmadığı ibadet, ibadet olamaz. İlave ibadetler icad edilirse Allah’a iftira edilmiş bir bid’at olur. Kandil dininin uydurduğu ibadetlerle bırakın sevap kazanmayı, uyduranını dalâlete sürükleyen bid’atlardır. Peygamberin takvası az bulunarak Onun ağzından uydurulmuş olan bid’atlar, uyduranı cehenneme sürükleyen büyük günahlardır. Tüm bid’atler sapıklıktır, dalalettir. Her sapıklık ta sahibini cehenneme sürükler. 
 
Aşure günü orucu için dini dayanak olarak; Hicretten sonra Medine’de Yahudilerin, Hz Musa ve kavminin Firavun’un zulmünden kurtuluşunu yâd etmek için bu orucun tutulduğunu öğrenen Peygamberimizin; “ben Musa’ya Yahudilerden daha yakınım”, bu bize de uyar kabilinden bir yaklaşımla bu orucu hem kendisinin tuttuğu hem de diğer Müslümanlara tavsiye ettiği ve Yahudilere benzememek için de Muharrem’in 9 ve 10. günlerinde oruç tutmayı tavsiye ettiği rivayet edilir.
 
Buradan hareketle Kur’an’ın her hangi bir imada bile bulunmadığı Aşure orucunun bir Yahudi geleneği olduğu itirazını yapanların önünü almak ve bir dayanak bulmak için, bu orucun İslam’dan önce Kureyşliler tarafından da tutulduğu ve Hz Peygamberin de bu âdete uyduğu iddia edilir. [Buharî, savm, Bab: 1; Müslim, savm, Bab: 19] Ancak itirazı öne sürenler haklı olarak diyorlar ki; eğer iddia edildiği gibi İslam’dan önce Hz Peygamber Aşure gününde oruç tutuyor olsaydı, Yahudilere bu günde oruç tutmalarının sebebini sormazdı! Bana da bu argüman makul geliyor. Bütün bu olan bitenden anlaşılan şu ki; İbrahimî bir gelenek olarak aşure orucunu, Peygamberimizin, cahiliye Araplarının ve Yahudilerin tuttuğu şeklinde telif etmek mümkün gözüküyor. Aslında bir Yahudi geleneği olan Aşure orucunun, süreç içinde İslamlaşması söz konusu olmuştur. Aksi halde Yahudilerden din belleyen bir peygamber portresi ile karşı karşıyayız gibi bir durum söz konusu olurdu!
 
Allah’ın rahmet hazinelerine kavuşmayı O’nun indirdiği Kur’an’dan öğrenmek yerine; ismi azam duası, celcelutiye, nalini şerif, tılsımlı dualar, kenzül arş gibi kendi icat ve uydurmaları olan yöntemlerde aramak divaneliktir, ahmaklıktır, Allah’a karşı yalan uydurmaktır, bankamatiği uyduruk bir kartonla soymaya çalışmak gibi faydasız ve saçmadır.
 
Ayrıca Allah’ın indirdiğine güvenmeyip Kur’an’ın avam için, kendi uydurduklarının ise havas için olduğunu ileri sürmek; Allah’ı Zalim iktidarlara benzetmek olur; sıradan Memurlara/işçilere asgari ücret, kendi adamlarına çok yüksek ücret veren tağuti iktidarlar gibi düşünmek şirkin ta kendisidir
 
Literatürümüzde Aşure günü gerçekleştiği varsayılan olaylardan ve uydurulan ibadetlerden kitap dolduracak bir edebiyat türetilmiştir. Kanaatimce bu sayılıp dökülenlerden sadece Hz. Musa’nın ve kavminin Firavunun zulmünden kurtulmaları olayı doğrudur.
 
Aşure günü ile ilgili uydurulmuş olaylar ve daha çok oruç üzerine yoğunlaşan uydurma davranışlardan bazıları şunlardır:
 
Hz. Âdem’in tevbesi Aşûre Günü kabul edilmiştir.
Hz. Nuh gemisini Cûdi Dağına Aşure Günü demirlemiştir.
Hz. İbrahim ateşten o gün kurtulmuştur.
Hz. Yakub’un, oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri Aşure günü görmeye başlamıştır.
Hz. Yunus balığın karnından Aşûre Günü kurtulmuştur.
Hz. Eyyûb hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.
Hz. Yusuf, kardeşleri tarafından atıldığı kuyudan Aşûre Günü çıkarılmıştır.
Hz. Davud’un tövbesi o gün kabul edilmiştir.
Hz. İsa Aşure günü dünyaya gelmiş ve o gün semaya yükseltilmiştir
Hz Peygamber’in hicreti Muharrem ayında gerçekleşmiştir. (Hâlbuki hicret Rabiulevvel ayında olmuştur.)
Zilhicce’nin son günü, Muharrem’in ilk günü oruç tutulursa bu oruç, tutanın elli/yetmiş senelik günahlarına kefaret olur.
Aşure orucu, Ramazan orucunun farz kılınmasından evvel, nesh edilmiş farz bir oruçtur.
Muharrem ayının 9, 10 ve 11. günü oruç tutanlara, Allah semada bir kubbe inşa eder.
Yabani hayvanlar Aşure gününde oruç tutar.
Aşure Gününde çoluk çocuğuna bonkör davrananlara Allah da ona senenin kalan günlerinde bolluk verir.
Muharrem ayında şu kadar rekât namaz kılan birisi için Allah ta şu kadar melek yaratılır, onlar onun için sürekli istiğfar ederler.
Aşure günü bir fakiri doyuran, bir yetimin başını okşayan, ümmetin bin fakirini doyurmuş ve bin hac ve ya umre sevabı alır.
Aşure günü kim sürme çekerse, musafaha ederse şu kadar sevap alır gibi haberler çirkin bir yalandan ibarettir.
Aşure gününe özel gusül etmek, kına yakmak, büyükleri, âlimleri, hastaları ziyaret etmek, İhlâs suresini okumak, sevinmek ve bu günü kutsal bir gün olarak kutlamak İslâm’da olmayan davranışlardandır.
Allah Arşı, Kürsüyü, Cenneti ve Cehennemi Aşure Günü yaratmıştır.
Aşure tatlısı çok güzel bir tatlıdır. Ekonomiyi canlandırmak adına Aşure kazanları da kaynatalım. Yemek kültürümüz bir parçası olmasına rağmen Hz. Nuh’un gemisinin Cûdi Dağı’na demirlemesi ve gemideki insanların azıklarından arta kalanlarla karıştırıp bir çorba yapmaları söyleminin aslı yoktur. Dolayısıyla Aşure Günü aşure tatlısı yapıp dağıtmanın da dini bir dayanağı bulunmamaktadır. O güne denk getirilerek aşure tatlısı yapmaktan bir sevap umulursa bid’at işlenmiş olur.
Aşure Günü’nü bir tür Noel çılgınlığı gibi eğlence ve ışıklandırmalarla bir kutlama günü yapmanın da dinle imanla bir ilişkisi yoktur.
 
Yukarıda sayılan her olaylar nasıl olmuşsa hepsi tam da Hüseyin’in şehit edildiği güne denk gelmiş. Bir başka ifade ile Hüseyin’in şehit olacağı güne denk gelecek şekilde davranmışlar! Bu şekilde Hüseyin’in şahadetini merkeze alan bir kutsal tarih anlayışı oluşmuş.
 
On Muharrem Müslümanlar arasında kin ve adaveti büyütmekten başka bir işe yaramıyor. Bugünlerde milyonlarca Şii Hz. Hüseyin’in katilleri olarak gördükleri Sünnilere diş biliyor, imkân bulsalar bir kaşık suda boğacaklar. Nitekim Hz. Zeyneb’in Suriye’deki mezarını korumak bahanesiyle Hizbullah katilleri ve İranlı sadist mezhepçiler, Hz. Hüseyin’in intikamını almak için saldırı üstüne saldırı düzenlemekten çekinmemişlerdir. Kendilerince Ehl-i sünneti Yezid’in vahşetini ve katliamını onaylar gördükleri için sevabına cehenneme postalıyorlar!
 
Siyaset, hâkimiyet mücadelesi, dünyalık derdi İslam tarihindeki ilk ihtilaf konusudur ve bütün belaların kaynağıdır.  Aşağı yukarı bütün itikadi mezhepler bu siyaset yüzünden çıkmıştır. İktidar mücadelesine Aişe Annemizin de taraftar olması ile binlerce sahabe Sıffin’de, Cemel’de boş yere birbirlerinin boynunu vurdu, kanını döktü.
 
Hz. Ali’nin Ebubekir’e küsmesi ve bir müddet biat etmemesi yani iktidarı gasp edilmiş bir hak olarak görmesi yetmezmiş gibi evlad-ı Ali’de bu imamet sevdasından hiç vazgeçmedi. Ancak İslam perspektifinden bakıldığında iktidarda/hilafette Hüseyin kadar Bilal’ın da hakkı vardır.
 
İmamet davasına kalkan Hüseyin’in siyasetten, değişen dünyadan haberi yoktu! Ümmet ise; Peygamber’den torunumuz olsun diye kızlarını Hasan ve Hüseyin’e vermek için birbirleriyle yarışıyordu. Torunların dört hanımı bir kerede boşayıp, dört yeni kızla nikâh kıymaları bir yana Halife Ömer bile aynı gerekçe ile Hz Ali’nin küçük kızını haremine alıyordu. Cahiliye ırkçılığı kaldığı yerden devam ediyordu. Sanki Allah, tüm insanları ehl-i beyte reaya olsun, kul/köle olsun diye, onları da insanların başına imam/kral olsun diye yaratmıştı!
 
Siyasetten anlamayan ve kendisini destekleyecek gücü de olmayan Hüseyin Kûfelilerin ayartmasına ve pohpohlamasına kandı. Kufeliler kaypak ve sözünde durmanlar, seni yarı yolda bırakırlar uyarılarına kulak asmadan yola çıktı. Sonrası malum… Feci bir şekilde kendisi ve ailesi Emevi zalimleri tarafından katledildi.
 
Bugünün yaşatılması ve canlı tutulması yerine unutulmasını bu yüzden istiyorum. Çünkü dini imanı siyaset olan Şiiler bu yüzden kendilerinden olmayanlara, kinlerini biliyorlar. On Muharrem başından beri düşmanlığa sebep olmuştur, bugün de durum aynen bu şekilde devam etmektedir.
 
Son olarak;  Hz Peygamberin göz nuru Hüseyin’in Aşure Günü hunharca şehit edildiği bir gerçektir. Bu olay her mümini gönülden yaralamış ve incitmiştir. Hz Peygamberin torununun katledilişini hatırlayınca üzülür zulme ve zalime lanet okuruz. Ancak yeryüzünü Kerbela, Aşure gününü “yas günü” ilan ederek ağlayıp dövünmek, hoyratça kan akıtmanın da cahiliye adetlerinden olan çirkin bir bid’at olduğunu biliriz.
 
Her şeyin en doğrusunu Allah bilir.
 
Selam ile.
 
First Page Next Page 1 Previous Page Last Page Sayfa 1 / 1 -- Listelenen Sayfa Sayısı 1
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Hayreddin KARAMAN
 "Sessiz Veda" ...
............................................
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Faruk BEŞER
 Müslüman olmadan iyi bir insan olunabilirm ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Hüseyin BÜLBÜL
 İlahi Adalette İmtiyazlı Kimse Yoktur ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Harun GÖRMÜŞ
 Çalışan Anneler ve Zulüm ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Ömer YILDIZ
 Aşure Günü ve Bid’at Kültü ...
............................................
 Yazar
 OSMAN COŞKUN
 Dinlerinde Aşırı Gidenler Var Ya! ...
............................................
 Yazar
 Muhammed CELİL
 Dava Adamı Ciddi Olur ...
............................................
 Yazar
 Abdülaziz KIRANŞAL
 Müslüman Gençler İçin Muhalefet Fıkhı ...
............................................
 Yazar
 Asiye TÜRKAN
 Umuda yolculuk! ...
............................................
 Yönetim Kurulu Başk.
 Selahaddin ALIÇ
 Sağlığımız ve Baharatlar ...
............................................
 

Sakın tavukları öpmeyin!
15.09.2020

Kalıcı kilo verdiren mucize yiyecek; kuru baklagiller
15.09.2020

Fas’ta toplu arı ölümlerine karşı savaş
15.09.2020

Acı biber'in 14 faydası
15.09.2020

2030 Yılında Dünyanın Yarısı Obez Olacak
15.09.2020

Hamburger 1 saat içinde vücudunuza nasıl zarar veriyor ?
15.09.2020

Tavuk Kanser'e sebeb oluyor !
03.06.2016

Obezite Türkiyeyi de Tehdit Ediyor.
01.06.2016

Islak Mendil Gerçeği.
26.05.2016

Tavuk Etinde Hastalık Yapan Bakteri Uyarısı.
27.05.2016

Tüm Haberler
Mail adresinizi ekleyin yeni faaliyetlerimizden anında haberdar olun.
Copyright © 2020 Helal Gıda Sertifikalandırma Merkezi
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir. İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.