SERTİFİKA MÜRACAATI EĞİTİM AKADEMİSİ MERAK ETTİKLERİNİZ
KURUMSAL

BELGELENDİRME
 
KURULLARIMIZ
 
İSTATİSTİKLER
Aktif Ziyaretçi 19 Kişi

Bugün 301 Kişi

Toplam Ziyaretçi 1026919 Kişi
 

"Okuyup Öğrenmek , Cehalet akıntısına karşı kürek çekmektir." S.ALIÇ

  KÜLTÜR KÖŞESİ MAKALELERİ 
   
Yazar Ünvanı Araştırmacı-Yazar
Yazar OSMAN COŞKUN
 
 
 
Makale Tarihi :  1.05.2021
İslam Kendisini Kabul Edenlere Neleri Vaat Eder
İslam yüce Allah’ın Cebrail isimli meleği aracılığı ile son elçi Hz. Muhammed as. Gönderdiği ve tamamı Kuran’ı kerimin içerisinde muhafaza edilen dinin adıdır. Allah tarafından gönderilen bu dinin hiçbir hükmü, esası ve emri Kuran’ın dışında bırakılmamıştır. Aksini iddia etmek dinin tamamlanmadığını ve eksik bırakıldığını iddia etmek anlamına gelir ki, buda hem Allah’a hem Kuran’a hem de son elçiye iftira anlamına gelmektedir. Bu iftirayı yapanların İslam ile olan ilgi ve alakaları sorgulanır hale gelir. Zira bu dinin tamamlandığını bizzat bu dinin kullarını gönderen Allah ifade etmektedir. “… Bu gün inkâr eden kâfirler, sizin dininizden döneceğinizden ümitlerini kesmişlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin dininizi kemale erdirip tamamladım, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’dan razı oldum.” (Maide-3)
 
Rabbimiz inkârcı ve kâfirlerden değil sadece kendisinden korkulması gerektiğini de bu ayetle ortaya koymaktadır. Korkaktan bir şey olmayacağı gibi Müslüman da olmaz. Diğer bir ifadeyle korkaklık kaliteli müminlerin özelliklerinden olamaz. Allah dinini tamamladığına göre biz kullarına düşen ise bu dini kabul edip hayat tarzımız haline getirmek olmalıdır.
 
Peki!
 
İslam kendisini kabul edenlere neyi ve neleri vaat etmektedir? İsterseniz şimdi bu soru veya soruların cevabını bulmaya çalışalım: Tarih boyunca İslam kendisi ile şereflenenleri yaşadıkları toplumların lider ve önderleri olarak onlara dünyada devlet ve güç vererek bu yaptıklarına karşılık olarak ahirette ise cennetle ile mükâfatlandırılacaklarını müjdelemiştir. Kuran’dan uzaklaşıp rivayet dinine teslim olan halkı Müslüman coğrafya halkları dünyadan el etek çekerek mistik bir din anlayışını benimseyince işte o zaman olanlar oldu. Siyasetle, ticaretle, hukukla ilgilerini kesen bu anlayış sahipleri sürüleşerek kendilerinden olmayanların despot ve İslam dışı yönetimlerine teslim oldular. Artık onlar gündem oluşturmuyorlar aksine düşmanları tarafından oluşturulan suni ve yapay gündemleri olanca güçleriyle bile isteye takip ediyorlardı.
 
Hatta işi o kadar abarttılar ki, “Sizleri idare eden fa sık bir sultan olsa da onların idaresini kabul etmek gerekir ”anlamına gelecek fetvalar yayınlamışlardır. Bundan sonra hızlı bir çöküş sürecine giren bu halkların o gündür bu gündür bellerini doğrultamamalarının başta gelen en büyük nedenlerinden birisi bu olsa gerek. Siyasetten şeytandan kaçar gibi kaçın diyerek halka siyasi körlük yaşatanlar çağımızın modern putu demokrasi söz konusu olunca hiçbir fedakârlıktan asla geri durmamışlar ve halen de durmamaktadırlar. Bizim siyasetten kastımızın İslam’a ait ve bütün ilke ve esaslarını Kuran’dan alan bir siyaset kast ettiğimizi bilmem söylemeye gerek var mı?
 
Evet, İslam’ı kabul edenlere İslam’ın neleri vaat ettiğine geçebiliriz. Allah yarattıkları içerisinde kendisine muhatap olarak insanoğlunu seçmiştir. Zira kendisi için belirlenen esasların dışına çıkıp yanlış ve yamuk yapma ihtimali olan tek varlıkta yine insandır. İşte bundan dolayıdır ki; Allah vahiy ve elçiler göndermek suretiyle insana insan ve kulluğunu hatırlatmıştır. “Ben cinleri ve insanları sadece bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zariat-56) Yaratılış amacı kendisini yaratana kulluk olan insan ne yazık ki, ilahi vahiylerden uzaklaştıkça Allah’ın dışında her şeyin kulu ve kölesi olmuştur. Bu duruma düşen zavallı insan yaratanının kendi fıtratına kodladığı bütün iyi ve güzel hasletlerini de bir bir kaybetmiş ve esfeli Safilini boylamıştır.
 
İslam’a ait değerleri yok sayarak yaşamaya çalışan insan bu sefer batı ve batılın yanında ve safında yer alarak var olmaya çalıştı ama sonuç hüsran. Sahip olduğu ne kadar kutsalı var ise istisnasız hepsini kaybetti. Şan, şeref ve itibarını kaybeden bu insanların kaybedecek artık hiçbir şeyleri kalmamıştı. Hayatın bütün alanlarında Allah ve inananların düşmanları olan bu insanların üstünlüklerini peşinen kabul etmişti. Oysa yüz çevirdiği rabbi şöyle buyuruyor du: “ Öyleyse ne yılgınlığa kapılın ne de üzülün;  Eğer gerçekten inanıyorsanız, insanların en üstünü mutlaka sizlersiniz” (Al-i İmran-139)  Bu net ve anlaşılır olan ilahi teminatı yok sayan insanoğlu aşağılanıp horlandıkça insani özelliklerini de kaybetti.
 
İslam kendisini kabul edenlere vaat etmeye devam ediyor. Dün vaat etti bugün vaat ediyor gelecekte de vaat ediyor. Zira Allah’ın yasaları için zaman aşımı söz konusu değildir: “Doğrusu Biz size şeref ve itibar kazandıran bir mesaj indirmiş bulunuyoruz: Şu halde, hala aklınızı başınıza almayacak mısınız?  ( Enbiya- 10) Kuran mucizesi bütün kuşaklara hitap eden bir mucizedir. Kuran yalnızca bir kuşağa hitap eden, sonra da işlevi biten ve sadece bu kuşak içinde şahit olanları etkileyen maddi mucizeler gibi değildir. Mesela Musa as. a verilen mucizelerden sadece birisi olan denizin yarılması gibi o an itibariyle olayı yaşayıp görenlerin şahit olduğu mucize gibi değildir.
 
Tarih boyunca kim Kuran’a sahip çıkıp onunla yoluna devam etmiş ise Kuran onları yeryüzünün en şerefli ve en itibarlı toplulukları olarak tarih deki yerlerini almalarını sağlamıştır. Ancak aksi davranan topluluklar ise Kuran’ı hayatlarının dışına atarak bir bakıma kendileri de hayatın dışına atılmışlardır.  Kuran’ın ilk indiği Mekke ve civarın da yaşayan Araplar bu Kuran’ın içerdiği mesajı, yeryüzünün doğusuna, batısına taşıdıkları sırada, insanlar arasın da bir itibarları ve üstünlükleri vardı, her yerde onlardan söz edilirdi. Sadece otuz yıl gibi kısa bir zaman dilimin de doğuda batıda güneyde ve kuzeyde isimlerinden söz ettirir oldular.
 
Oysa bu Kuran inmeden önce insanlar arasın da sözü edilen bir millet değildiler. İnsanlara suna bilecekleri, öğretebilecekleri onunla ün salacakları bir üstünlükleri de yoktu. Bu Kuran’a sarıldıkları, onun kendilerinden isteyip öngördüğü hayatı yaşadıkları sürece bütün bir insanlık onlardan söz ettiler, bu Kuran sayesin de asırlar boyu insanlığa önderlik yaptılar.  Bu kitap sayesin de hem kendileri, hem de insanlık mutlu bir hayat yaşadılar. Ancak ne zaman bu Kuran’ı ve onun öngördüğü hayattan vaz geçtiler işte o zaman insanlıkta onlardan vazgeçti. Bundan sonra artık tarih onlardan bahsetmez oldu. İnsanlığını yitiren insanların kafilesinin peşine takılıp, başkaları tarafından yönetilen, güdülen, sürüleşen sıradan milletler haline geliverdiler. Oysa daha önce bütün bir insanlığı peşlerinde sürüklüyor bu sayede güven içerisinde yaşıyorlardı.
 
Yüce Kuran’ın indiği ilk topluluk üzerinden verdiğimiz bu örneği o günde bu güne Kuran’ı hayatlarının merkezine koyan veya onu terk eden bütün topluluklar üzerinden okumalarınızı yapa bilir ve örnekleri çoğalta bilirsiniz. Bin dokuz yüzlü yıllarda sınırları adeta cetveller ile çizilen halkı Müslüman coğrafyanın haline bir bakar mısınız? Hangi ülkede huzur ve güven var? Bu ülkelerin birçoğu düşmanları tarafından iktidar da tutulan despotlar veya krallar! Tarafından yönetilmektedir. Düşmanlarının destekleriyle kendi halklarına zulmeden bu zalimler kullanım süreleri sona erince de Firavun misali sonuçlar ile de tarihin çöp sepetlerine atılmaktadırlar. Zira Allah’ın her zalim için belirlemiş olduğu sonuç asla değişmemiştir. Çünkü Allah’ın yasasında bir değişiklik yoktur ve olmayacaktır da.
 
İslam yine kendisini kabul edenlere yeryüzü ve yer altı zenginliklerini vaat ederek bu gün düşmanları tarafından kendilerine reva görülen politikalar neticesinde yokluk, yoksulluk, aç ve açık kalmaya hatta ölüme terk edilen insanlara bakın ne diyor: “Kendilerine kitap verilenler gerçekten Allah’a inanıp, güvenip sorumlu davransalardı, onların günahlarını silip affeder ve onları nimetlerle dolu cennetlere koyardık.Yine onlar, Tevrat’ı, İncil’i ve rablerinden kendilerine indirilen Kuran’ı gereğince uygulasalardı nimetler içerisin de yüzerlerdi. İçlerinden itidalli ve ölçülü ve söz dinleyen kimselerde vardır fakat onların çoğunun yaptıkları ne kötüdür.” ( Maide- 65-66)
 
Yazımızın konusu rızık olmadığı için bu iki ayet mealinin konumuza ışık yuttuğunu belirterek konumuza devam edelim:  Günümüz dünyasına kısaca bir göz atacak olur isek; dünyanın bir metre karesinde bile huzur, güven ve emniyetin olmadığını hemen anlarız. Allah’ın kendileri için beğenip gönderdiği ilahi vahiyleri ya toptan terk eden ya da kısmen terk eden toplumların rezil ve perişan hallerini görürüz. İlahi olanı ilahi olmayan yani insan aklının ürünü olan yönetim biçimleri, sistem veya ideolojiler ile değiştirip yok sayan toplumlar Allah’a sığınmayı terk ederek çağımızın tek putu olan demokrasi putuna sığınmışlardır. Ancak sığınılan bu çağımız putunun ne kadar gerçek dışı hayal ürünü ve uygulana bilir olmaktan ayrıca uydurma olduğunu bakın Kuran nasıl açıklıyor:“ Allah’ın peşi sıra Allah ile birlikte sığınacak bir takım veli, dost otorite ve yönetim biçimi benimseyip kabul edenlerin durumu; kendine yuva yapan dişi örümceğin durumuna benzer ki, yuvaların en zayıfı örümceğin yuvasıdır. Keşke bu hakikati kavraya bilselerdi.” ( Ankebut-41)
 
Değerli dostlar rabbim daha ne desin ki: O her şeyi açık ve anlaşılır bir kitapta ve son elçinin örnekliği ile ortaya koymuştur. Ne yazıktır ki sorun Allah’a ve onun gönderdiklerine sözde inanıp özde inanmayarak düşmanlarının yaslandıkları sistem ve ideolojilerini Allah’tan daha büyük ve güvenli sanan sanmakla da kalmayıp iman mertebesine çıkaran hasta ruhların Kuran ile acil tedaviye ihtiyaçları vardır ve bu tedaviye hemen başlanmalıdır çünkü hekim belli tedavi yöntemi belli.Bu tedavi ve tedavi yöntemini terk ederek veya yok sayarak yolumuza devam edemeyiz. Bu konu ihmale gelmez zira ölüm meleğinin ne zaman gelip canımızı alacağını bilemiyoruz.  Rabbimizin canımızı kendisine teslim olarak almasını arzu ediyor isek o zaman yol belli yöntem belli unutmayalım ki bunun dışındaki yollar bizlerin sadece hüsranını artıracaktır. Hangi yolun yolcusu olmamız bir keyfilik değil bir zorunluluktur : “Bize o doğru yolunu göster. Yani kendilerine nimet verdiklerini yolunu. Gazaba uğramış ve sapıtmış olanların yolunu değil”( Fatiha-6-7) Yolların en güzeli ve tek doğrusu olan sıratı müstakime uyanlara selam olsun. Bir sonraki yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.
 
First Page Next Page 1 Previous Page Last Page Sayfa 1 / 1 -- Listelenen Sayfa Sayısı 1
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Hayreddin KARAMAN
 Dua ve musibetler ...
............................................
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Faruk BEŞER
 Tanrıları da Allah yaratmıştır ...
............................................
 Prof.Dr
 Ali BARDAKOĞLU
 İslam Dini Nedir - Ne oldu ? ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Hüseyin BÜLBÜL
 Kulluk ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Harun GÖRMÜŞ
 Peygamber’i İtibarsızlaştırmak ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Ömer YILDIZ
 Kur’an Ayı Ramazan ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 OSMAN COŞKUN
 İslam Kendisini Kabul Edenlere Neleri Vaat ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Muhammed CELİL
 “Ah” Bilgiç Ukalalık ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Abdülaziz KIRANŞAL
 Efendimizin (S.A.S.) Unutulmuş Ramazan Sün ...
............................................
 Yazar
 Elif COŞKUN
 Müslümanlar İmanlarını Tazelemedikçe... ...
............................................
 Aile Danışmanı
 Asiye TÜRKAN
 Ben Kötü müyüm ? ...
............................................
 Yönetim Kurulu Başk.
 Selahaddin ALIÇ
 Gıda İsrafı Nasıl Önlenecek ? ...
............................................
 

AKDİKEN AĞACI BİTKİSİ
16.04.2021

ADA SOĞANI BİTKİSİ
16.04.2021

ADAÇAYI BİTKİSİ
16.04.2021

ACI YONCA BİTKİSİ
16.04.2021

ACI ÇİĞDEM BİTKİSİ
16.04.2021

Sakın tavukları öpmeyin!
04.01.2021

Kalıcı kilo verdiren mucize yiyecek; kuru baklagiller
05.01.2021

Fas?ta toplu arı ölümlerine karşı savaş
05.01.2021

Acı biber'in 14 faydası
05.01.2021

2030 Yılında Dünyanın Yarısı Obez Olacak
05.01.2021

Tüm Haberler
Mail adresinizi ekleyin yeni faaliyetlerimizden anında haberdar olun.
  Kuruluş 2010 : Selahaddin ALIÇ Copyright © 2010-2021 Hedem Helal Denetim ve Sertifikalandırma Merkezi
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir. İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.