SERTİFİKA MÜRACAATI EĞİTİM AKADEMİSİ MERAK ETTİKLERİNİZ
KURUMSAL

BELGELENDİRME
 
KURULLARIMIZ
 
İSTATİSTİKLER
Aktif Ziyaretçi 4 Kişi

Bugün 304 Kişi

Toplam Ziyaret 1.053.001  Kişi
 

"Okuyup Öğrenmek , Cehalet akıntısına karşı kürek çekmektir." S.ALIÇ

  KÜLTÜR KÖŞESİ MAKALELERİ 
   
Yazar Ünvanı Araştırmacı-Yazar
Yazar OSMAN COŞKUN
 
 
 
Makale Tarihi :  1.07.2021
Sizler “Muhammedül Emin” Oldunuzda mı Bu İnsanlar İslam’a İlgi Duymadılar
Yüce ve aziz İslam’ın son iki yüz yılda batı ve batılın karşısında zayıflaması, mevzi kaybetmesi, kendi coğrafyasında bile rahat hareket edemiyor olmalarının en önemli sebeplerinden birisi: İslam’ı temsil ettiğini söyleyenlerin bu söylediklerinde samimi ve dürüst olmamaları veya İslam’a iman ettiğini söyleyip aslında İslam ile ilgi ve alakası olmayan batıl ve Allah’ın kanunlarının yeryüzünde uygulanmasına kesinlikle karşı olan insan aklının ürünü olan tağuti ve özellikle yirmi birinci yüz yılın çağdaş putu olan demokrasiyi İslam’ın alternatifi olarak görüp hayatlarını buna göre düzenlemiş olmaları gelmektedir.
 
Allah’a ve onun gönderdiklerine iman ettiğini söyleyenler bu söylemlerinde kesinlikle samimi olmayıp yalan söyleyip koskoca bir Müslüman coğrafyayı aldatmaktadırlar. Açıkça demokrasiden vazgeçemeyeceğini söyleyenler kapalı kapılar arkasında İslam’ın temsilcileri olduklarını söyleyerek bu insanların aklıyla, onuruyla alay etmektedirler. Bunlar Kuranın ifadesiyle gerçeği örten zalim ve kâfirlerdir. Konumuzu ilgilendiren ayetlerin mealini vererek yazımıza devam edelim:
 
“Gerçeği örtbas eden kâfirlere gelince; onları uyarsan da uyarmasan da fark etmez, onlar artık inanmazlar. Böyle yaptıkları için Allah da onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Bunlar için büyük azap vardır. Yine insanlardan bir kısmı da Allah’a ve ahiret gününe inandık derler, hâlbuki onlar inanmış değillerdir. Böyle davranmakla Allah’ı ve inananları aldatmaya uğraşırlar, ama kendilerinden başkasını aldatamazlar da bunun farkına varamazlar. Onların kalplerinde hastalık vardır. Allah’ta onların hastalığını artırmıştır. Onlara yalan söylemelerinden dolayı can yakıcı büyük bir azap vardır” ( Bakara-6-7-8-9-10) Mealini verdiğimiz ve Kuranın hemen başında yer alan bu ayetler dikkatli bir şekilde anladığımız dilden sindire sindire birkaç defa okununca ne demek istediğimiz çok net olarak anlaşılacaktır.
 
Kâfir ve zalimlerin değişmeyen ve en önde gelen karakteristik özelliklerinden birisi ve en önemlisi: Bunların Allah’ın hak ve tek doğru olarak indirdiği yüce Kuran’ın hükümlerini, ayetlerini günümüz şartların da uygulamaya ve yaşamaya değer bulmuyor olmalarıdır. Bunların Kuran adına yaptıkları tek ve en önemli vazifeleri Kuran ayetlerinin orijinal dilin de Arapça olarak anlamadan okuyan güzel sesli hafızların yetişmesine gayret sarf etmektir. Kitap olarak saygıların en büyüğüne layık olan Kuran hükümlerinin uygulanması söz konusu olunca ne yazık ki aynı saygı ve değeri görememektedir.
 
Yüce Kuran’a bu şekilde davranmaya devam edenlerin batı ve batılın yardakçılığını terk etmedikleri surece bunların söylediklerine asla inanmayacağız ve tevhidi çizgiden kesinlikle ayrılmayacağız. İki laflarından birisi a.b.d ve a.b siz yollarına devam edemeyeceklerini ifade edenlerin batı ve batılın mensupları tarafından Müslüman halka reva görülen katliamları önlemelerini ve durdurmalarını beklemek ham hayal olup beyhude ve boşa beklemektir. Artık sözle yapılan herhangi bir kınamanın nezdimizde hiçbir kıymeti har biyesi yoktur.
 
Bu yazının kaleme alındığı şu saat ve şu günler de Siyonist İsrail’in büyük şeytan a.b.d  ve a.b  yi de arkasına alarak Mescidi Aksa ve onun şahsında bütün dünya Müslümanlarına özelliklede Filistinli kardeşlerimize reva gördüğü ve tam bir insanlık suçu olan soykırımını ve katliamı sayıları elli yedi tane olan ve halkı Müslüman devletler niçin bu zulme mani olamıyorlar diye düşünür iken Mısır’da yapılan ve israili lanetleyen bir mitingde bir gencin taşıdığı şu pankart dikkatimi çekti: “    Filistinli kardeşlerim size yardım edemiyoruz. Çünkü bizi yönetenlerde Siyonist dir.” Bu pankart her şeyi net olarak özetlemektedir. Başka lafa gerek yok sanırım. Halkı geleneksel de olsa İslam’ı temsil ettiğini söyleyen devletlerin içler acısı durumu bundan ibaret.
 
Bu içler acınası durumu dile getirir iken ne kendime ne de siz kardeşlerime asla ümitsizlik ve çözümsüzlük gibi bir haleti ruh iyeyi düşündürmek istemiyorum. Zira biliyorum ki: Allah’ın rahmetinden sadece kâfirler ümidini keserler. Çare vardır o da Allah’ın son vahyi olan yüce Kuran’a dönmektir. Bu dönüşten kastım hayatın bütün kurallarını o kitabı esas alarak oluşturmaktan geçmektedir. Bunun örneklerini bizden öncekilerin kıssalarını anlatan yüce Kuran vermektedir.
 
Değişim dönüşümün öncelikle ve evvelden bizden başlaması gerektiğini kabul etmeliyiz. Zira rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz her insanın, önünde ve ardında onu izleyen ve Allah’ın emriyle koruyup yaptıklarını kaydedenler vardır. Koyduğumuz yasalar çerçevesinde bir toplum, kendi nefislerindekileri Kuran ile deriştirmedikçe Allah onların durumunu asla değiştirmez! Fakat yaptıkları zulme göre Allah, bir toplumun cezalandırılmasını dileyince artık onu geri döndürecek yoktur ve onların Allah’tan başka sığınacakları bir yardımcıları da yoktur” (Rad-11)
 
Değişimin ve dönüşümün ister iyi yönde ister kötü yön de olsun yasasını koyan rabbimiz öncelikle ve evvelden kişinin kendisini değiştirerek toplumun değişe bileceğini aksi halde toplumların kurtulmasının mümkün olmayacağını koyduğu yasa ile bizlere açık ve anlaşılır bir biçimde ortaya koymaktadır. Bu ayete rağmen bizlerden birisinin çıkıp sadece benden ne olacak veya ne olur dememeliyiz. Kuran’ın kendisine indirildiği son elçi başta olmak üzere salat ve selam bütün elçiler üzerine olsun Hz. Muhammed as. olsun bir kişi ile işe başlamadılar mı? Kendilerine sadece bir ev halkı veya bir gemiye  sığacak taraftarlarının olduğu elçileri Kuran bize haber vermektedir.
 
Son elçi üzerinden konumuzu biraz daha açacak olur isek: Kendisi henüz vahiy ile tanışmamış olmasına rağmen müşrik kavminin ona  “Muhammedül Emin” sıfatını vermesi ve onun bu sıfata dair özellikleri şahsında taşıması bir nebze olsun daha sonraki yıllarda işini kolaylaştırmış ve birçok insanın kanı dökülmeden ve herhangi bir zorlama olmadan İslam’ı seçip Allah’a teslim olmasıyla sonuçlanmıştır bu durumu bilmeyenimiz yoktur.
 
Evet, açıkça söylüyorum şimdi sıra ve görev biz de. Bu tarihi görevden kaçamayız aksi halde geridekiler tarafından iyi anılanlardan olamayız bundan dolayı her birimiz bu toplumun “Muhammedül Emini” olmak zorundayız. Bu duruşumuz ve karakterimiz kendilerine İslam’ı anlatacağımız veya götüreceğimiz insanlar üzerin de mutlaka etkili olacaktır. Kendisini Kuran ile düzeltmeyen bir insanın başkalarına Kuran ile öğüt vermesinin hiçbir anlamı yoktur. “Siz Allah’ın indirdiği son mesaj olan yüce Kuran’ı okuyup durduğunuz halde, insanlara iyiliği emrediyor da kendinizi unutuyor musunuz?  Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz.?” (Bakara-44) Halkı Müslüman coğrafyanın kahir ekseriyetinin içler acısı durumu ne yazık ki, kendilerini unutup başkalarına öğüt verdiğini sanan zavallı insanlardan oluşmaktadır.
 
Allah’ın elçisinin insan ve devletlerin hayatında çok kısa bir zaman dilimini oluşturan çeyrek asır gibi kısa bir sürede zorla çıkarıldığı Mekke şehrini sekiz sene sonra kansız, darbesiz ve tarihte eşi ve benzeri görülmemiş şekilde tekrar teslim almasını ne ile izah edeceksiniz? Çünkü o hem dostlarına hem de düşmanlarına karşı daima emrolunduğu gibi dost doğru olmuştur. Karşılaştığı herkese güven vermiş ve onlara sadece kendisine vah yedileni tebliğ etmiştir.
 
Aynı başarının bu gün günümüz de bizler tarafından tekrar yakalanamamasının en büyük nedeni: Bizlerden her birinin Kuranı bu hayatın ve bu dünyalıların kitabı olmaktan çıkarıp dünya ahiret dengesini bozmamızdan kaynaklanmaktadır. Kuran okuyanlar sürekli sevap kazanıp ahirete yatırım yaptıklarını düşünmektedirler. Oysa Kuran hükümleri yaşanılarak Allah’ın razı edile bilineceği bir kitaptır.
 
İğneyi kendimize çuvaldızı bir başkasına batıralım ve şunu kabul edelim ki: Bu toplum veya toplumlar bize güvenmemektedirler. Çünkü bizler temsil ettiğimizi söylediğimiz bu yüce davayı elçiler gibi temsil edemiyoruz veya etmiyoruz. Kitaba uymak yerine her zaman kitabı kendimize uyduruyoruz. Fakirlik edebiyatı yaparak din anlatıyoruz ancak boğazda milyon dolarlık villalarda oturuyoruz. Deveye binmenin sünnet! Olduğundan bahsedenler son model ve fiyatlarıyla dudak uçuklatan Mercedeslere binmektedirler. Sorun temsil ve teslimiyetten kaynaklanmaktadır.
 
Son elçi Hz. Muhammed ( as) Mekke dönemin de yaşadığı tertemiz ve şaibesiz hayatı ile hem dostları hem de düşmanları üzerin de silinmesi mümkün olmayan kalıcı etkiler bırakmıştır. Bu durum onun sekiz yıl gibi sısa sürede tekrar Mekke’ye dönmesine ve koskoca bir şehrin kan dökülmeden alınmasın da çok etkili olmuştur. Onun düşmanları bile onun hakem olarak verdiği kararları hiç tereddüt etmeden kabul etmişlerdir.
 
Kendisinde Allah’a ve ahiret gününe iman edenler için çok güzel örnekliğin bulunduğu Kuran ile belirtilen son elçiyi de vahiy ile emredilen güzel ahlakını ve örnekliğini bırakıp sorumluluk alanımıza girmeyen ve kafamıza göre oluşturduğumuz bir yanlış peygamber algısıyla anlamaya çalıştık ki: bu tam bir hüsran ile sonuçlandı.
 
Bizler son elçiyi stratejik ve siyasi olarak hiç okumadık ve anlamadık hatta anlamaya bile çalışmadık. Allah’tan aldığı elçilik görevinin her safhasında uygulamış olduğu stratejiler bizler için uygulanması gereken birer farz iken biz yine onun doğuştan her insanın sahip olduğu sakalının kılıyla, giydiği entarisinin rengi, sardığı sarığın kaç kat olduğunu, yemeğe nasıl ve ne ile başladığını din edinerek onun stratejik ve bana göre en önemli olan siyasi boyutunu ıskaladık ve din edinmekten ne yazık ki, mahrum yetiştirildik.
 
Mesela onun on üç yıllık Mekke hayatında vahyi muhataplarına ulaştırma ve kendisini kabul etmeyenler ile olan ilişkilerini gazel okur gibi okuduk. Ancak o attığı her adımı ve aldığı her kararı stratejik ve siyasi sonuçlarını dikkate alarak inceden inceye hesaplayarak atmıştır. Ha keza Medine’ye teşriflerinden sonra oranın yerli halkı ile ilişkileri Mekkeli müşriklere ait ticaret kervanlarına düzenlenen gazve ve ser iyeleri Mekkelilerin ekonomik olarak bitirilmesi, Önce Bedir sonra diğer savaşlarda ve Mekke’nin fetihi günü uyguladığı strateji onun tevhidi duruşunun ve kısa sürede fertten devlete gidişinin çok bariz ve açık bir örneğidir.
 
Kıldıkları namazlarında tuttukları oruçlarında yaptıkları haclarında ve diğer ibadetlerin de örnek alıp onun gibi olmaya çalışanlar o elçinin kafir ve zalimlere karşı stratejik ve siyasi duruşunu da aynen örnek almadıkları surece bulundukları halin asla değişmeyeceğini bilmeleri gerektiğini bilmem söylemeye gerek var mı.?  Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.
First Page Next Page 1 Previous Page Last Page Sayfa 1 / 1 -- Listelenen Sayfa Sayısı 1
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Hayreddin KARAMAN
 Ölmeden önce ölenin derdi ne olur? ...
............................................
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Faruk BEŞER
 Her konuda hakikati kimse tek başına bulam ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Hüseyin BÜLBÜL
 Kur’an’a göre akletmek nedir? ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Harun GÖRMÜŞ
 Görmezden Gelinen Âyet: Ahzâb 21 ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Ömer YILDIZ
 İnfak ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 OSMAN COŞKUN
 Tâğutu İnkâr Et ki Müslüman Olasın ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Muhammed CELİL
 Rivayetin Gölgelediği Resulüllah! ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Enes TARIM
 İslâmî Çöküş ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Abdülaziz KIRANŞAL
 Müslüman şahsiyetin tatil prensipleri ...
............................................
 Yönetim Kurulu Üyesi
 Veysel GİLEY
 Doping Helal mi ? ...
............................................
 Yönetim Kurulu Başk.
 Selahaddin ALIÇ
 Tağutun anlaşılması.. ...
............................................
 

Sakın tavukları öpmeyin!
04.01.2021

Kalıcı kilo verdiren mucize yiyecek; kuru baklagiller
05.01.2021

Fas?ta toplu arı ölümlerine karşı savaş
05.01.2021

Acı biber'in 14 faydası
05.01.2021

2030 Yılında Dünyanın Yarısı Obez Olacak
05.01.2021

Hamburger 1 saat içinde vücudunuza nasıl zarar veriyor ?
05.01.2021

Tavuk Kanser'e sebeb oluyor !
05.01.2021

Obezite Türkiyeyi de Tehdit Ediyor.
05.01.2021

Islak Mendil Gerçeği.
05.01.2021

Tavuk Etinde Hastalık Yapan Bakteri Uyarısı.
05.01.2021

Tüm Haberler
Mail adresinizi ekleyin yeni faaliyetlerimizden anında haberdar olun.
  Kuruluş 2010 : Selahaddin ALIÇ Copyright © 2010-2021 Hedem Helal Denetim ve Sertifikalandırma Merkezi
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir. İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.