SERTİFİKA MÜRACAATI EĞİTİM AKADEMİSİ MERAK ETTİKLERİNİZ
KURUMSAL

BELGELENDİRME
 
KURULLARIMIZ
 
İSTATİSTİKLER
Aktif Ziyaretçi 1 Kişi

Bugün 435 Kişi

Toplam Ziyaret 1.096.347  Kişi
 

"Okuyup Öğrenmek , Cehalet akıntısına karşı kürek çekmektir." S.ALIÇ

  KÜLTÜR KÖŞESİ MAKALELERİ 
   
Yazar Ünvanı Araştırmacı-Yazar
Yazar Harun GÖRMÜŞ
 
 
 
Makale Tarihi :  1.01.2022
Ekrana Tapmak

“Ki onlar, ‘daldıkları saçma bir uğraşı’ içinde oynayan-oyalananlardır” (Tûr 12).

İnsanlık târihinde hiç-bir şeye ekran kadar îtibar edilmemiştir ve hiç-bir şeye ekrana bağlanıldığı gibi bağlanılmamıştır. İnsan, hiç-bir şey karşısında, ekran karşısında olduğu kadar heyecanlanmamış, duruşunu düzeltmemiş, kendine çeki-düzen vermemiştir. Târih boyunca hiç-bir şey, insanı -ekranın yaptığı gibi- bu denli esas duruşa geçirmedi. İnsan târih boyunca hiç-bir şey için bu derece bir ön-hazırlık yapmadı. Hiç-bir şeyi bu derece ciddiye almadı. Hiç-bir şey karşısında saatlerce oturmadı, gözlerini bile kırpmadan bir şeye bu kadar uzun süre odaklanarak bakmadı. Hiç-bir şeyi ekran karşısına çıkmak kadar istemedi. Târihin hiç-bir döneminde bir yerde görünmek, ekranda görünmek kadar popüler ve önemli olmadı. İnsan, târih boyunca hiç-bir şeye ekrana dokunduğu kadar dokunmadı. Hiç-bir şeyi bu kadar çok elinde tutmadı, cebinde ve yanında taşımadı. Hiç-bir şeye bu kadar değer vermedi, hiçbir şeyi bu kadar sevmedi, saygı duymadı. Bu yüzden ekran târih boyunca görülen en büyük puttur ve ekrana tapmak, “en büyük küresel putçuluk” hâline gelmiştir. İnsanlık târihinin en yüce putu ve hurâfesi “ekran”dır.

Artık hakîkati ekran belirler hâle gelmiştir, gündemi ekran belirliyor; ne yapılması gerektiğini, ne yenmesi, ne içilmesi, ne giyilmesi, nereye gidilmesi vs. her-şeyi ekran belirliyor. Ekrana, hiç olmadığı kadar bir îman ve itaat var. Öyle ki, bir şey ancak ekrandan görülünce ve ekran onayladığında kabûl edilebiliyor. İnsanoğlu neredeyse iki kere ikinin bile dört ettiğini ekrana bakarak kabûl edebilecek hâle gelmiştir. Artık ekrana kul olmuş olanlar, ekrandan iki kere ikinin beş ettiğini görseler onu kabûl etmeye başlayacaktır. Ekran, hakîkatin yerini almıştır çoğu insan için.

İnsanları; sanal, sûnî, hayâlî ve bâtıl olana ancak ekranla alıştırabilirlerdi ve bu yapıldı. Artık “hakîkat” bir değer ifâde etmiyor ve insanlar ekranda gördüklerine hakîkat diyor. Zâten gerçeği görmek istemiyor ve ekran dışındaki gerçeklere burun kıvırıyor. Dışarıda bahçedeki ağacın gerçekliği ile, ekrandan görülen bir ağacın varlığı nasıl aynı olabilir ve hattâ ekrandan görülen ağaç nasıl olur da daha gerçek kabûl edilebilir?. Çünkü insan artık ekran görüntüsüne gerçek görüntüden daha fazla güvenmektedir. Bu yüzden de meselâ bir târihi eseri gidip yerinde görmektense kafasına taktığı teknolojik bir ekrandan görmeyi tercih etmektedir.

Küresel bir ekran bağımlılığı oluştu. Özellikle gençler olmak üzere insanlar ekrana bakamayacakları yerde durmak istemiyorlar, çünkü ekransız yapamıyorlar. Hattâ bir süreliğine ekrandan ayrı kalmak zorunda kalsalar sinir oluyorlar ve bunalıma giriyorlar. Meselâ internet olmayan yerde zinhar durmuyorlar, duramıyorlar. Çünkü internet olmayınca ekrana bakamıyorlar. Sürekli ekrana bakma zorunluluğu duyuyorlar. Araştırmalara göre Türkiye’de insanlar günde ortalama 80 kez cep telefonlarına bakma gereği duyuyormuş. Tabi telefon ekranından başka ekranlar da var ve bundan anlaşılıyor ki insan günün büyük bölümünü ekranlara bakmakla geçiriyor.

Cep telefonu, tablet, bilgisayar ve televizyon ekranları muhabbeti-sevgiyi bitirdi, sonuçta saygıyı da bitirdi, çünkü bir-arada olmayı bitirdi, üstelik iyi şeyleri bitirmekle kalmadı, kötü, çirkin, gereksiz, ayıp, haram ve günah olan şeylere de alıştırdı insanları. Bunları meşrûlaştırdı. Çünkü çirkin, kötü, ayıp, haram, günah vs. olan şeyler, uzun süre ve defâlarca bakınca -görece- meşrûlaşıyor. Çünkü insan için sürekli gördüğü şey -baka baka iyice alıştığı için- normâlleşiyor. Lâkin haram ve günahı ekrandan izleyince o şey haram ve günah olmaktan çıkmaz.

Çıplaklıkla ilgili olan şeyler ekrandan en çok izlenen şeylerin başında geliyor. İnsanlar en çok, ayıp, günah ve haram olan şeyleri izlemek için ekrana bakıyorlar. İnsanların gözleri ekrana baka-baka kan-çanağına dönüyor ama yine de bana mısın demiyorlar. Uykusuzluktan kendilerini kaybediyorlar ama yine de ekrandan ayrılmak istemiyorlar. Ekrandan bir-anlığına bile gözlerini ayırmaya katlanamıyorlar. Huşû ile yapılan bir ibâdet neşvesinde ekranlara âdetâ tapılıyor.

Bir keresinde bir arkadaşımın günde 6-7 saat bilgisayar oyunu oynayan çocuğuna; “ekran karşısında bu kadar uzun süre kalmak doğru değil, ekran karşısında bu kadar uzun süre olmayı bırakamaz mısın?” dediğimde, “neden bırakayım ki, bana zevk veriyor” demişti. Hiç-bir şey insana ekran kadar heyecan, haz ve zevk vermez hâle gelmiştir.

Modern zamanlarda sanal ve sûnî olan şeyler “gerçek” olan şeylerden daha değerli ve geçerli kabûl ediliyor. Meselâ doktor size bilgisayarda-internet ortamında bir ilaç raporu yazıp hazırlar ve onun sûretini kâğıt şeklinde elinize verir. Siz de eczâneye gidersiniz ve ilaçlarınızı o rapor ile almak istersiniz. Fakat alamazsınız, çünkü elinizde gözle görünür ve elle tutulur, kaşelenip imzâlanmış gerçek bir madde olan kâğıttan bir rapor olsa da, o rapor geçerli olmaz ve sanal ortamdaki raporun ekranda ve sistemde onaylanmış olarak gözüküp-gözükmediğine bakılır. Sanal ortamda sanal rapor hazır değilse yâni onaylandığı gözükmüyorsa, onaylanana kadar beklenir. İlle de ekranın “okey” vermiş olması beklenir, çünkü ekranda “tamam, ilacı alabilir” denmiş olması şarttır. Zîrâ önemli ve geçerli olan rapor sanal olarak imzâlanmış ve onaylanmış olan rapordur. Eğer sanal ortamdaki rapor henüz imzâlanmamış ve hazır olmamışsa, sanal ortamdaki raporun gerçeği yâni elle tutulur ve gözle görünür olanı her ne kadar elinizde olsa da ilaçlarınızı alamazsınız. Geçerli olan rapor “gerçek olan” değil “sanal olan”dır, ekrandan görülen rapordur. Maddeden yapılmış ve kâğıt şeklinde gözle görülür ve elle tutulur olan rapor işe yaramaz ve o sâdece bir “kâğıt parçası”dır. Işıktan oluşan ve sanal olarak görünen rapor ise geçerli ve değerlidir. Üstelik bu durum “ilerleme” ve “gelişme” olarak görülür ve kabûl edilir.

Ekran nedeniyle olumlu hiç-bir şeye sıra gelmiyor ve vakit kalmıyor. Ekran bağımlılığı, sevgi-saygıyı öldürdü, muhabbeti bitirdi. Sanal görüntünün görüldüğü ekranlar, insanları gerçek yalnızlıklara itti.

İnsan hiç-bir şeyle ilgilenmez hâlde kalınca doğal olarak Allah’ı düşünmeye başlar. Bu nedenle modernizm, insanı hiç yalnız bırakmak istemez. Tüm ekranlar bu nedenle vardır. Böylece insan Allah’ı düşünmek yerine ekrana bakar.

İnsanlar târih boyunca konuşmalarını, “söz ile ve insanlara göre” olmaktan; “yazıya, telgrafa, telefona, televizyona, bilgisayara, internete ve sosyâl medyaya yâni ekrana göre” şeklinde değiştirmiştir. Elektronik araçlar düşünmenin, konuşmanın ve yazmanın yönünü ve yöntemini belirliyor. Matbaa, telgraf, telefon, radyo, televizyon, bilgisayar, internet, sosyâl medya vs. her îcat, kendi kültürünü ve zihniyetini oluşturuyor. Oluşan yeni kültür, gün geçtikçe insanları kendilerinden ve birbirlerinden uzaklaştırıyor. İnsanları araçların nesnesi hâline getiriyor.

Ne kadar doğru, etkileyici ve yerinde konuşsanız ve yazsanız da, ekranlarda boy göstermeden lafınız dinlenmiyor, konuştuklarınız ve yazdıklarınız yeterli ilgiyi görmüyor. Günümüzde dikkat çekmeniz için ille de o ekranlardan birine çıkmış olmanız gerekiyor. Ekranda fazla sayıda tâkipçiniz olması gerekiyor. Lâkin hakîkatten bahsedecek olanı (riskli olduğu için) kolay-kolay ekrana çıkarmıyorlar.

Niceleri vardır ki, sözde îtibarlarını ekrandan alır. Hâlbuki ekran genelde îtibar kazandırmaktan ziyâde îtibârı azaltır. Ekrana çıkmayınca âlim yada bilim-adamı olarak bile kabûl edilmiyorsunuz. Âlim, uzman vs. kabûl edilmeniz ve îtibar görmeniz için “ekran allâmesi” olmanız gerekir. Müslümanlara Kur’ân’dan âyetleri ve Peygamberimiz’in söylediklerini ve yaptıklarını gösteriyorsunuz ama o yine de başta televizyon olmak üzere ekrandan gördüğü ve dinlediği “ekran entelektüelleri”nin lafını dinliyor ve onların söylediklerine göre konum alıp hareket ediyor. Böylece ekran, aklı ve zihni sınırlandırmış ve blôke etmiş oluyor. Ekran, düşünce melekesini, hâfızayı ve idrâki blôke ediyor ve zayıflatıyor.

Ekran, irâdeyi bitiriyor. Öyle ki kişi, ekran karşısında âciz kalıyor, kendi olamıyor. Ekranı kapatması gerektiğinde kapatamıyor, zîrâ ekran onu kapatmış ve kilitlemiştir. Bu nedenle kapı çalınca açmayanlar, tuvaleti gelince tuvalete gitmeyenler, acıkınca yemek yemeyenler, susayınca su içmeyenler hattâ fenâlaşmasına rağmen ekrandan ayrılıp da yardım almayarak ölenler bile var. An îtibârıyla insanların sinirini, psikolojisini, irâdesini, ahlâkını, dînini, îmânını, düşüncesini, davranışlarını ve konuşmasını bozan en etkili şey ekranlardır.

Modern insanın üzüntülerini ve sevinçlerini hep ekran belirliyor. Ekrandan gördüklerine ağlıyor ve gülüyor, ekrana bakarak heyecanlanıyor, korkuyor, seviniyor, umûda yada umutsuzluğa kapılıyor, hayat-arkadaşını bile ekrandan seçiyor. Alış-verişler ekrandan, konuşmalar-yazmalar ekrandan, resmi işlemler ekrandan, sevap ekrandan, günah ekrandan, yalan-dolan ekrandan vs. her-şey ekrandan. Hattâ internet aracılığı ile ekrandan cenâze törenine katılmaktan bile bahsedilmeye başlandı.

Ekran, işi şova dönüştürür ve sonuçta da ciddiyeti bozarak insanları ciddiyetsizleştirir. Artık insanlar en önemli konularda önemli kişilerden bile şov yapmalarını beklerler. Zîrâ insanların ekrandan beklentisi eğlenceden başka bir şey değildir. Eğer eğlendirmiyorsa o ekrandan çıkıp başka eğlendirebilecek bir ekran arayışı başlar. Eğlence-merkezli olduğundan dolayı ekran her-şeyi magazinleştirir de yansıtır.

Allah, “insanlar seyretsin ve izlesin” diye izlemeye bir ömrün yetmeyeceği ve insanı bıktırmayacak nice hayret ve hayranlık verici canlı ve gerçek manzaralar yaratmışken, insanoğlu ekrandan başını kaldırıp da Allah’ı hatırlatan bu varlıklara bakmıyor, üzerinde düşünmüyor, “çok şükür” diyemiyor, “subhanallah” diyemiyor, yaratılmış olanlara hayret edemiyor. Çünkü ekrana bakmakla ve ona tapmakla çok meşgûldür ve de ekrandan başını kaldıracak vakti yoktur. Öyle ki başını kaşıyacak vakti bile yoktur.

Modern insan ekrana müptelâ, meftûn ve râm olmuştur. Ekrana sıkı bir bağlılıkla tapmaktadır. Hâlbuki ekrandan görülen hiç-bir şey gerçek değildir, hakîki değildir. Sanal, sûnî, hayâlî ve bâtıldır. Aslında ekrandan görülenler görüldüğü gibi bile değildir. 1 ve 0’ın arka-arkaya gelmesiyle oluşan görüntünün insanı bu derece kendinden geçirmesi tuhaftır.

İnsanoğlu üç-boyutlu muhteşemliği bırakıp, aslında iki boyutlu olan görüntülere tapmaktadır, ekranı ilahlaştırmıştır. Ona laf ettirmemekte, onu kutsamakta, onsuz yapamamaktadır. Zîrâ ekran ona -güyâ- her-şeyi görebilme imkânı sunmaktadır. Aslında modern insan olanca nesneleşmişliğine rağmen ekran üzerinden kendini ilahlaştırdığını sanmaktadır. Her-şeyden haberi olduğunu ve her-şeyi bildiğini zannetmektedir. Fakat ekran yüzünden târihte hiç olmadığı kadar sömürüldüğünü, yönetildiğini ve yönlendirildiğini, mankurtlaştırıldığını ve aptallaştırıldığını görmemekte ve bilmemektedir.

Tabi hiç-bir ekran şerefsiz ve terbiyesiz olmaz. Asıl terbiyesiz olan onu kullanan insanlardır. Meselâ hiç-bir televizyon yada cep telefonu, sütü ve kanı bozuk değildir. Fakat insanı “kanı bozuk” hâle getirebilir.

Peki ekranın hiç mi faydalı bir yanı yoktur. Tabî ki vardır ama bu, onu doğru kullanan insan için geçerlidir. Şu da var ki doğru kullanmak bile bir zaman sonra insanın gözlerinin, kollarının, belinin vs. bozulmasına neden olabilir. Fakat bir-çoklarının işine yaramaktadır. En pahalı kitapların satıldığı Türkiye’de e-kitaplar, yazılar ve makâleler, gariban okurlara ilaç gibi gelmektedir. Aynı-zamanda okuma-araştırma ve yazmayı çabuklaştırmaktadır. Uzaktaki insanlarla iletişimi sağlamaktadır. Gerçi bu iletişim şekli aşırlaştığı için artık “gurbette olma”nın ve özlemin de değeri kalmamıştır. İnsanlar uzak diyarlardaki çocuklarının canlı yüzlerini göremedikleri için onları kameralarla ekrandan izlemektedirler. Buna da “canlı olarak görüyorum” demektedirler. Hâlbuki gördükleri sâdece iki boyutlu elektronik görüntülerdir ve canlı değildir. Bu bağlamda o görüntüleri gösteren cihazlar ve ekranlar da akıllı falan değildirler ve tam-aksine aklı zayıflatırlar.

Ekran öyledir ki, insanın inancından farklı davranmasına da neden olur. Bu en çok, film ve dizi oyunculuğunda görülür. Meselâ aslında ateist olan oyuncuya, evliya ve dervişlik rôlü verilir, huşû ile besmele çektirir, Kur’ân okutturur ve Allah için göz-yaşı döktürür. Tabi bunların hepsi ekran uğruna yapılan şaklabanlıklardır.

En olmaz şeylerin kamera ve ekran karşısında yapılması meşrû görülür. Dışarıda değil evde bile giyinilmeyecek olan elbiseler kamera ve ekran karşısında giyilebilir, sokakta yapıldığında büyük tepki alacak hareketlerin ve davranışların kutsal sayılan kamera ve ekran karşısındayken yapılması sorun olarak görülmez. Çünkü kamera ve ekran kutsallaştırılmıştır ve ona âdetâ tapılmaktadır. Zîrâ ekran ve kamera insanı yoldan çıkarır.

Ekrandan duyduğunuz-gördüğünüz şeylerin çoğu eksik, yanlış ve yalandır.

Evet; ekran modern insanın en büyük putu olmuştur. Ekran insanlık târihinin en büyük hurâfesi ve en yaygın putudur. Ekran modern insanların hep birlikte nerdeyse kesintisiz olarak taptığı bir puttur. Bu tapınış öyle güçlüdür ki hiç-bir uyarı fayda vermemekte ve etki etmemektedir. O hâlde:

“Şu-hâlde sen, kendilerine vâdedilen (azap) günlerine kavuşuncaya kadar onları bırak; dalıp-oynasınlar, oyalansınlar” (Meâric 42).

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

First Page Next Page 1 Previous Page Last Page Sayfa 1 / 1 -- Listelenen Sayfa Sayısı 1
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Hayreddin KARAMAN
 Tasavvuf ...
............................................
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Faruk BEŞER
 Aydınlanmanın araçları ve nurlar istiâresi ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Hüseyin BÜLBÜL
 Kur’an’ın Kölelikle İlgili Getirdiği Çözüm ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Harun GÖRMÜŞ
 Ekrana Tapmak ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Ömer YILDIZ
 Bir özgürlük sorunu: “Dinde zorlama yoktur ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 OSMAN COŞKUN
 İhtilafta Gerçekten Rahmet mi Vardır? ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Muhammed CELİL
 Sıradanlaşmak mı, Sıra Dışı Olmak mı? ...
............................................
 Üni. Öğretim Üyesi
 Dr.Cahit KARAALP
 Hayatı Kur'an ile Hatmetmek. ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Abdülaziz KIRANŞAL
 Hasan el-Bennâ ve Hedefe Kilitlenmek ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Abdullah PAMUK
 Mehmet Akif ERSOY (1873-1936) ...
............................................
 Yönetim Kurulu Başk.
 Selahaddin ALIÇ
 Neden Değişiyoruz ? ...
............................................
 

Antibiyotikler Tedavi Özelliğini Kaybediyor
30.07.2021

Gereksiz Aspirin Mide ve Beyin Kanamsı Nedeni
30.07.2021

Her 100 Kişiden Birinde Çölyak var.
30.07.2021

Çocukları Bekleyen Büyük Tehlike.
30.07.2021

Cilt Kreminde Civa Çıktı.
30.07.2021

Skandal ! Hamburgerde İnsan ve Fare DNA'sı bulundu.
30.07.2021

Yoğurt Suyunun İnanılmaz Faydaları.
30.07.2021

Türkiyede 8 Çocuktan Biri Astım Hastası.
30.07.2021

Hangi Meyve Hangi Hastalığa iyi Geliyor.
30.07.2021

Türkiye'de her 5 kişiden biri KOAH
30.07.2021

Tüm Haberler
Mail adresinizi ekleyin yeni faaliyetlerimizden anında haberdar olun.
  Kuruluş 2010 : Selahaddin ALIÇ Copyright © 2010-2021 Hedem Helal Denetim ve Sertifikalandırma Merkezi
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir. İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.