SERTİFİKA MÜRACAATI EĞİTİM AKADEMİSİ MERAK ETTİKLERİNİZ
KURUMSAL

BELGELENDİRME
 
KURULLARIMIZ
 
İSTATİSTİKLER
Aktif Ziyaretçi 3 Kişi

Bugün 340 Kişi

Toplam Ziyaret 1.145.042  Kişi
 

"Okuyup Öğrenmek , Cehalet akıntısına karşı kürek çekmektir." S.ALIÇ

  KÜLTÜR KÖŞESİ MAKALELERİ 
   
Yazar Ünvanı Araştırmacı-Yazar
Yazar Muhammed CELİL
 
 
 
Makale Tarihi :  1.09.2022
Vefa Nedir?

“Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim Allah’a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir.” (Fetih 10)

Sözlükte “bir şeyi yerine getirmek, sözünde durmak, bağlılık” gibi anlamlara gelen vefa, ahlaki bir terim olarak, görülen iyilikleri unutmama, iyilikte bulunanlara misliyle veya daha fazlasıyla karşılık verme demektir.

Vefa: Sözünde durmak, vadettiklerini yerine getirmek, sözüne sadık kalmak. Dostluk ve arkadaşlık ilişkilerinde süreklilik sağlamak, arkadaşlığın kıymetini bilmek. (TDK)

Arapça olan  harflerinden bir araya gelen sözcük, sözü yerine getirmek, ifa etmek, tamam olmak, ahdi muhafaza etmek, vefa göstermek, eda etmek, tam ödemek, sözünde durmak, bir şey tamamlamak, ahdini yerine getirmek, vaadini yerine getirmek, gibi anlamlara gelmektedir. (Lisanul Arab, İbn Manzur)

Vefa: Cemiyet halinde yaşayan insanları birbirine bağlayan, ahengi ve intizamı sağlayan, dayanışmayı güçlendiren toplumun içerisinde başkalarıyla iletişimin sağlanabilmesi, hatırın hatırasını kaynaştıran, yakınlığı ve bağlılığı sürekli olan başat kavramlardan birdir vefa.

Vefat da aynı kökten türeme bir kelimedir; ömrü tamamlamak, vefat ettirmek anlamına da gelmektedir.

Vefa, fiilinin failine vefakar denilir; her zaman ahdine riayet eder, kendisine yapılan iyilikleri unutmaz ve bir kişi kendisine iyilik yaptığı zaman bu iyiliğe iyilikle cevap verir. Vefakârlığın zıddı olan kelime ise nankörlüktür.

Geçmişini, yakın akrabasını, eski arkadaş ve dostlarını çok çabuk unutan kişiler ise toplum tarafından ”vefasız” olarak nitelendirilir.

Sözlerinde duran ve geçmişini unutmayan insanlar içinse ”vefalı” ya da ”vefakar” kelimeleri kullanılır.

Kimlere karşı ve hangi ölçülerde vefalı olunacak?

1. Allah’a karşı vefalı olmak: Bizler önce Allah’a vefa borcumuzu ödemeliyiz; çünkü o bizi en güzel şekilde yaratıp ve bizi en güzel nimetleri ile rızıklandırandır. En büyük vefakarlık, yaratanını tanımak, kulluk görevlerini yapmak O’nun verdiği nimetlerin kıymetini bilerek şükür etmektir. En büyük nankörlük de kulun, Rabbini inkâr etmesi, şirk koşması, O’nun yüceliğini tanımaması, nimete küfrandır. Bize görebileceğimiz gözler, yürüyebileceğimiz ayaklar, her organımızı yerli yerine koyan ve en önemlisi de akıl nimetini vermiştir. Ailemizi; annemizi, babamızı, kardeşlerimizi gözlerimizin aydınlığı evlatlarımızı vermiş ve O’na nasıl kulluk yapacağımızı öğreten kitap ve onu hayata nasıl uygulayacağımızı tatbik eden rehber elçiler/nebiler göndermiştir. Daha sayamayacağımız bunca nimetlerin karşılığında biz de vefa borcumuzu ona en güzel şekilde kulluk ederek ödemeliyiz. Çünkü O bizi bunun için yaratmış (Zariyat 52). En büyük vefakarlık, yüce yaratıcıyı tanımak, verdiği nimetlerin kıymetini bilmek, kulluk görevlerini eksiksiz yerine getirmektir. En büyük nankörlük ise kulun Rabbini inkar etmesidir…

2. Yaratılmış bütün varlıklara karşı: Yeryüzünde yaratılmış ne varsa adeta insan denilen varlığın hizmetine sunulmuş gibi; oksijeninden yağmuruna, meyvesinden sebzesine, etinden sütüne… bu nimetlerin hepsinden istifade eden bir tek varlık var o da insan. İnsan dışındaki varlıklarının besinleri sınırlıdır. Kimi etle beslenirken, kimisi de sadece otla beslenmekte ama insan; midesinin çektiği her şeyi yer. Ve bu varlıkların birçoğunu da kendisi besle/yetiştirir, dolaysıyla hizmetine verilen bu varlıklara karşı da vefalı olmak zorundadır. Aksi taktirde beklentilerine cevap bulamayabilir. Bugün sentetik ve genetiğiyle oynanmış gıda maddeleri insanların çeşitli hastalıklara düşmesine neden olması, ekinin ve neslin ifsat edilmesi eşyaya olan vefasızlığımızın sonucudur. Vefa, iyilikte bulunana iyilikle karşılık verme ise, eşyayı gereği üzere kullanmak, hakkını tam vermek eşya üzerinde vefanın yansımasıdır.

3. Varlığımıza sebep olan anne babamıza karşı: Ömrümüz boyunca vefalı davranmamız gereken en önemli kişilerin başında anne ve babalarımız gelmektedir. Zira bu dünyada bizim için onlar kadar emek veren, onlar kadar fedakarlık gösteren, sıkıntılara katlanan, yavrusunun ayağına daha diken batmadan “aah” diyerek acısını yüreğinde hisseden başka kimse olmamıştır. Anne ve babaya vefa borcunu ödemek herkesin görevidir. Bunun için onları daima sevmeli, onlara saygı duymalıyız. Büyüyüp yetişkin olduğumuzda hal ve hatırlarını sormalı, ihtiyaçlarını daha onlar söylemeden gidermeliyiz. Eğer yaşlılık anında yanımızda iseler ayetin ifadesiyle “öf” bile dememeliyiz.

Vefasız olmak demek, sadece bize iyilik yapana kötülük yapmak değildir. Emeğini inkar ettiğimiz, iyiliklerini boşa çıkardığımız insana da vefasızlık etmiş oluruz. Örneğin yıllar boyunca bizi büyütüp bizim için onca sıkıntıya giren anne babalarımıza ‘’Siz benim için ne yaptınız ki?’’ demek, bir vefasızlık örneğidir; çünkü size yapılan iyilikleri inkar etmişsinizdir. Allah resulünün hayatını anlatan kitaplarda bu konuyla alakalı şöyle bir şey anlatılır:

Bir arkadaşı (sahabe) Allah resulüne annesini şikâyet eder.

“Huyu ve ahlakı kötü.” der. Allah resulü cevap verir.

“Ama seni dokuz ay karnında taşırken kötü huylu değildi.” Arkadaşı tatmin olmamıştır.

“Ey Allah’ın Elçisi! Gerçekten kötü huylu.”

“Ama seni iki sene emzirirken kötü huylu değildi.” Adam yine de ısrar eder. O (asm) da devam eder:

“Senin yüzünden uykusuz kalırken kötü huylu değildi.” Arkadaşı dayanamaz.

“Ama ben de karşılığını ödedim.”

“Ne yaptın?”

“Sırtımda taşıyarak hac yaptırdım.” Muhammed (asv)’in dudaklarında acı bir tebessüm belirir.

“Bir tek doğum sancısının bile karşılığını ödemiş olmadın.”

4. Eşlerin birbirine karşı; belki de toplum içerisinde en çok unutulan, ihmal edilen ve gözden ırak tutulan eşlerdir. Onlar sürekli aynı şeyleri yaptıklarından taşıdıkları yük ve sorumlulukları pek fark edilmemektedirler, ne zaman ki bir şekilde aramızdan ayrılır o zaman fark ederiz, onların nelere katlandıklarını ne çok fedakarlıklar yaptıklarını anlarız da iş işten geçmiş olur. Sağlığında kıymeti bilinmeyen, yokluğunda göz yaşı dökmek, ağıtlar yakmak marazlı bir vefa örneğidir. Evliliği devam ettiren en önemli nokta hakikaten “vefa” duygusudur. Çünkü en büyük sevgiler, tutkular, birliktelikler zaman geçtikçe monotonlaşabilir, olağanlaşabilir. Ama vefa duygusu böyle değildir. O, gün geçtikçe demlenen, kıvamını bulan ve olgunlaştıkça kemale erendir.

Bu konuda Allah resulünün hayatında birçok örnek var ama ilk eşi Hatice annemize duyduğu vefa genç ve güzel olan Aişe annemiz bile kıskandırmıştır; “Ey Allah’ın Rasulü!Sen bu kadında ne buldun? Dişleri dökülmüş, sırtı kamburlaşmış ihtiyar bir kadındı. Ben ise gencim. Daha dincim. Ama sen bir türlü Hatice’yi unutamıyorsun. Hep Hatice diyorsun.”

Resulullah kıskançlığı anlayışla karşılasa bile bu çıkışı cevapsız bırakmaz. Eski eşine vefasını yineler. Şöyle buyurur: “Aişe! Bu ne kadar yersiz bir sözdür. Evet, Hatice benim için çok önemlidir. Herkes beni (Mekke yollarında) inkar ederken o yanımda durdu. Herkes malını sakınırken o malını Allah için harcadı. Zor anımda bana destek oldu. Bana çocuk verdi. Evet Aişe, ölünceye kadar Hatice diyeceğim. O, cennet hanımefendilerinden birisidir.

Hz. Aişe der ki: “Ben bir daha Hz. Hatice hakkında konuşmadım.” (Ahmed b. Hanbel. el Müsned, 6. 117,118)

Ve sevgili eşi Hatice (r.a.) ile ilgili şöyle buyurmuştur: “Kendi zamanındaki kadınların en hayırlısı İmrân’ın kızı Meryem’dir. Bu ümmetin kadınlarının en hayırlısı ise Hatice’dir.” diyerek de ona olan vefasını da göstermiştir.

5. Çocuklarımıza karşı: Şu bir gerçektir ki, çocuklar anne ve babanın sürekli koruyup gözetlediği ve büyüdüğünü bir türlü kabullenemediği varlıklarıdır. Vefa, sevgi, bağlılık ve fedakarlık ise bunun yansıdığı yer anne ve babanın yüreğindeki evladıdır. Eğer ebeveynin çocuklarına, hayvanların yavrularına karşı bu vefası olmasaydı canlı neslinin devamı mümkün olmazdı. Yaratılmışlar içerisinde annesinden dünyaya gelen yavruların kendi başlarına ayakta durma, kendi kendine ihtiyacını giderme süresi en uzun olan insandır desek abartmış olmayız herhalde. Allah’ın yüreğimize yerleştirdiği o vefa duygusu olmasaydı, hiç kimse uzun sure böylesine zahmetle büyüyen çocuğuna katlanamazdı. Bu zahmet zamanla ebeveynlerde vefasızlığa dönüşebiliyor hatta onların üzerinde birer küçük ‘Amerika’ kesiliyor her türlü istek ve arzusunu çocuk üzerinde tatbik ederek onu şahsiyetsizleştiriyor aslında bu çocuk üzerinde deşarj olmaktan başka bir şey değildir, bu davranış arızalı/marazlıdır. Ama kendi isteklerine göre bir kişilik oluşturma çabaları aslında çocuklara karşı bir vefasızlıktır.

Aşırı sevgi olarak yansıyan vefa zaman zaman öyle hal almakta ki, Allah’a olan vefanın önüne geçmektedir. Evlatlarımıza vefalı olalım ama, onları Allah sevgisinin önüne geçirip ilah da edinmeyelim. (Tövbe 24, Bakara 165)

6.Yakın akrabaya karşı: Vefa, yapılan iyilikleri unutmamak, iyiliğe iyilikle karşılık vermektir. Hayatımız boyunca, bize emeği geçen, bizim için güzel şeyler yapan insanlar olur. Bu insanlar, yaptıkları iyilikler için de çoğu defa herhangi bir karşılık beklemez. Ancak onların iyiliklerini, yardımlarını unutmamak, günü geldiğinde onlara aynı şekilde davranmak bizim görevimiz olmalıdır. Kur’an bu konuda da akrabayı gözetmeyi, öncelemeyi emretmektedir (Bakara 177). Yüz üstü bırakmamak, bize ihtiyaç duyulduğunda gücümüz neye yetiyorsa onu yerine getirmek, sıla-i rahimi kesmemek, akrabalık bağlarını güçlü tutmakta vefanın gerekliliklerindendir. Yaptığımız hayrı, iyiliği ve güzelliği de baş kakıncı yapmayalım böyle yapmak vefasızlığın bir göstergesi, İndi ilahide emeklerin değersiz kalmasıdır.  (Bakara 262, 264)

7. Dost/Arkadaşlara karşı; Aile ve akrabasından sonra, ilk sığınılacak sığınaklardan bir tanesidir dostlar. Hatta zaman zaman akrabadan da öne geçen, sırlarımızı paylaştığımız, kimseyle konuşamadıklarımızı konuştuğumuz, yanında sükun ve huzur bulduğumuz, başımıza bir felaket geldiğinde veya iyi günümüzde hep yanımızda olan unutmaması gerekenler dost ve arkadaşlardır. Onlara vefalı olmak, zor günde sırt dönmemektir, kapıyı kapatmamaktır ve zor gününde misliyle karşılık verip dostunun yanında olmaktır. Kötü hasletler (kin, kıskançlık, fesat, egoizim…) dostluğun sürmesini engeller ve vefa duygusunu yok eder. Vefa dostluğun asaletindendir ve ancak asil insanlar onu yaşatır.

Anti parantez şu öz eleştiriyi de dillendirmeden geçemeyeceğim; Kur’an merkezli düşünen, Tevhidi çizgide mücadele ettiğini iddia eden müminlerde bu vefadan ne kadar da yoksun olduklarını görmek insanın içini acıtıyor. “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var” derler ama bizde onlarca fincan içtiğimiz kahvenin bir saat bile hatırı yok gibi! Belki onlarca yıl bu davaya hizmet etmiş, yükünü taşımış, beyin patlatmış, sıkıntılara katlanmış nice insanımız kardeşimiz var ki, küçük bir hatasından, basit ahlaki zaafından dolayı üzerini çizip hemen yollarımızı bir şekilde ayırıyor, birlikte yürümekten içtinap eder hale geliyoruz ve birbirimize öyle acımasız, insafsızca ve vefasızca saldırıyoruz ki, başka birinin bize bir şey yapmasına gerek bile kalmıyor. Oysa itikadi bir sapmanın olmadığı yerde itidalle hareket etmek, köprüleri yıkmamak, istişareye devam etmek, irtibatı kesmemek gerekirdi. Empati yapmak belki de birçok sorunu çözecekken nefsani davranıp vefasızlığın dibine vuruyoruz… oysa ne diyordu kitabı kerim; “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz.” (Hucurat 10) Yine şu ayet bizlere bir şey hatırlatır mı bilmem. “Bir de onlardan sonra gelenler, derler ki: ‘Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten sen çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin.” (Haşır 10) Bu konuda söylenecek çok söz var ama yanlış anlaşılmaktan endişe ettiğim için bu kadarla kifayet ediyorum.

8. İnsanlara karşı… ve size hayrı/iyiliği dokunan her kim olursa olsun vefalı olmak insan olduğumuzun göstergesidir. Çünkü, toplum içerisinde yaşayan insanlar başkalarıyla iletişime geçebilmek için başat kavramlardan birdir vefa. Sizinle tanışan, bir şekilde al veri olanlar sizdeki hal ve hareketlerinizden sizin notunuzu verir ve eğer güven veriyorsanız ki, bu da ancak vefalı olmaktan geçer. Dolayısıyla, bizler komşumuz ve mahalledeki en çok güvendiğiniz kişilere değerli şeylerinizi emanet ederiz. İnsan topluluğunun sigortası vefadır desek abartmış olmayız. Onun için önderimiz Muhammed as yaşadığı toplumun ona taktığı bir adı vardı “Muhammedul emin” yani güvenilir, hainlik yapmaz, sözünün eri kısacası ondan zarar gelmez demektir. İnsan olduğumuzdan dolayı hemcinslerimize vefalı olmak zorundayız…

Vefayla ilgili daha birçok başlık sıralanabilir biz bu kadarla kifayet edelim ve aklımızdan geçen başlıklar için de aynı şeyleri söyleyebiliriz ama özü itibariyle vefa; minnettarlık, sevgi ve bağlılık demektir. Bu öyle bir şey ki, yapılan iyiliği, güzelliği unutmamak, yapılan kötülüğü unutmak kin tutmamak, yaptığın iyiliği ve güzelliği unutmaktır. Bu bağlamda vefanın asıl değerini herkes bilmez çünkü herkes vefanın değerini bilse hayat şu an olduğundan çok farklı ve daha güzel yaşanılacak bir yer haline gelmiş olurdu. Her kim demişse güzel demiş “Vefa dostluğun asaletindendir.”

Vefakarlık, dostlukların devamını sağlayacağından, sosyal dayanışmayı daha güçlü kılar. Vefa, düşman bile olsa verdiği sözden dönmemektir. Vefalı insan, dost-düşman herkesin güven ve emniyet duyduğu kimsedir. Onun karakterinde yalancılık, döneklik ve kalleşliğin izine rastlanmaz. En zor anlarda bile ahde vefa eder.

“Kur’ân’da hem Allah’a hem insanlara verdiği söze sadakat eden ve sözleşmelerine hakkıyla riayet eden kimseler övülmekte ve bu davranış, kendilerine cennet vaat edilen müminlerin bir özelliği olarak zikredilmektedir: “Onlar (akıllı kimseler); Allah’a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayan kimselerdir.” (Ra’d, 13/20) “Onlar (kurtuluşa eren müminler), emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet eden kimselerdir.” (Müminun 23/8) Ahde vefa gösteren mü’minler, Allah’ın sevgisine mazhar olurlar. (Al-i İmran, 3/76) Buna mukabil ahde vefa göstermeyenler ziyana uğrarlar (Bakara, 2/27) ve ahirette ilahî nimetlerden mahrum kalırlar” (Kalemder. Suleyman Gulek)

Vefâkâr mü’min, her zaman ve her şartta sözünde duran, verdiği sözün gereğini yerine getiren kimsedir. Müslüman kişi, başta Allaha karşı sorumluluklarını yerine getirir. Ardından insanlara karşı da sorumluluklarını yerine getirir. Vefakardır, kendisine yapılan iyilikleri asla unutmaz ve gereken ilgi ve alakayı gösterir. Vefasızlar ciddi dost bulamazlar, zor günlerde kimseden yardım göremezler, şurası da enteresandır ki bazıları kendileri sıkıntılı zamanlarda vefakardan vefa umarlar da kendi vefasızlıklarının farkına varıp da bu kötü hasleti terk etmezler…

En büyük vefasızlar kimlerdir bilir misiniz? Ahiretteki vefasızlıktır, yaşarken bir ömür boyu Allahtan gayrıya kulluk edenlere Allah orada onlara soracak “Allah’tan başkalarına kulluk ettikleriniz nerede” onlar şöyle cevap verecekler “Onlar bizi bugün terk ettiler” (Araf 37) işte en büyük vefasızlık budur. Kimlerle birlikte olduğun, kimleri bunca hizmet edip desteklediğin, güvenip sırtını dayadığın, dua ettiğin, himmet dilendiğin ve arkasından koştuğun varlık (her ne ise) en çok ihtiyacın olduğu anda seni terk etsin…

Vefa nedir? Sualine herkes farklı bir cevap verebilir; kimine göre sevgi, sadakat, kimine göre sözünde durma, ahdine riayet etme, kimine göre tamamlama, sonlandırma, kimine göre spor kulübü, kimine göre İstanbul da bir semt adı… peki size göre VEFA nedir?

Vesselam

First Page Next Page 1 Previous Page Last Page Sayfa 1 / 1 -- Listelenen Sayfa Sayısı 1
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Hayreddin KARAMAN
 Allah’ın hükmü ve tefrikanın sebebi ...
............................................
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Faruk BEŞER
 Hukuk, ahlak ve ibadet üçgeninde dinde zor ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Hüseyin BÜLBÜL
 Önce Anlamak, Sonra Anlamlandırmak… ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Harun GÖRMÜŞ
 Sâbit Din, Sâbiteli Şeriat ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Haydar ÖZTÜRK
 Peygamber Tasavvurumuzu Kur’an Belirlemeli ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 OSMAN COŞKUN
 Siz Sizleri Kuran İle Uyaranları Sevmiyors ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Muhammed CELİL
 Aç değil, Gözü Açız ...
............................................
 Üni. Öğretim Üyesi
 Dr.Cahit KARAALP
 Zülkarneyn'in Üç Yolculuğu ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Abdülaziz KIRANŞAL
 İyiliğe ve Cömertliğe İlk Önce Evlerimizde ...
............................................
 Aile Danışmanı
 Asiye TÜRKAN
 Ölümden Gayrı Ne Varsa Teferruattır ...
............................................
 Yönetim Kurulu Başk.
 Selahaddin ALIÇ
 Natamisin Nedir ? ...
............................................
 

Enerji içeceklerinin fazla tüketimi çocuklar için tehlike kaynağı
26.02.2022

Bilim insanlarından "kahve" araştırması: Ömrü uzatıyor
25.02.2022

Nadir görülen genetik bir hastalık: Progeria
23.02.2022

Ölüm anında insan beyninde neler oluyor?
23.02.2022

Antibiyotikler Tedavi Özelliğini Kaybediyor
22.02.2022

Gereksiz Aspirin Mide ve Beyin Kanamsı Nedeni
20.02.2022

Her 100 Kişiden Birinde Çölyak var.
20.02.2022

Çocukları Bekleyen Büyük Tehlike.
19.02.2022

Cilt Kreminde Civa Çıktı.
18.02.2022

Skandal ! Hamburgerde İnsan ve Fare DNA'sı bulundu.
15.02.2022

Tüm Haberler
Mail adresinizi ekleyin yeni faaliyetlerimizden anında haberdar olun.
  Kuruluş 2010 : Selahaddin ALIÇ Copyright © 2010-2021 Hedem Helal Denetim ve Sertifikalandırma Merkezi
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir. İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.