SERTİFİKA MÜRACAATI EĞİTİM AKADEMİSİ MERAK ETTİKLERİNİZ
KURUMSAL

BELGELENDİRME
 
KURULLARIMIZ
 
İSTATİSTİKLER
Aktif Ziyaretçi 4 Kişi

Bugün 17 Kişi

Toplam Ziyaretçi 786077 Kişi
 

"Okuyup Öğrenmek , Cehalet akıntısına karşı kürek çekmektir." S.ALIÇ

  KÜLTÜR KÖŞESİ MAKALELERİ 
   
Yazar Ünvanı Prof.Dr.İlahiyatçı
Yazar Faruk BEŞER
 
 
 
Makale Tarihi :  01.02.2018
Kalbi bildiğini iddia etmek küfürdür’, bu ne ağır bir söz değil mi?
Demiştik ki, veli bir kul, ya da her hangi bir insan diğer bir insanın kalbindekini bilebilir mi? Açıktır ki bunun iki ihtimali vardır; ya bilebilir, ya bilemez. Hangisi doğru? İşte bunu irdelemeye devam ediyoruz. Bildiğim tek kesin şey, benim başkasının kalbini bilemediğimdir.
 
Peki, başkalarının bunu bilip bilmediğini nasıl öğrenebiliriz? Bunu ya bir tecrübeye tabi tutarız, ya da bu eğer bir gaybı bilme meselesi ise, o zaman aklın, bilimin ve içtihadın konusu olmaktan çıkar, gaybı bilene, yani Allah’a ve Allah’ın verdiği gayb bilgilerini O’ndan vahiy ile alan Resulüllah’a sorarız. Kısaca ayetlerde ve hadislerde bilebileceğini ya da bilemeyeceğini açıkça söyleyen naslar varsa artık onların dediğinden şüphe etmeyiz. Açık naslar yoksa ama her iki taraftan birine işaretler varsa o zaman da daha başka deliller arar ve birisinden yana kanaate varmaya çalışırız. Ama o takdirde de bu bir kanaat olmayı öte geçmez, yani kesin bir iman meselesi olmaz.
 
Şimdi geçen yazıda başladığımız seyr-i sülükümüze devam edelim.
 
Yine 1980’lerin başlarıydı. Ankara Hacı Bayram Camii'nin yanındaki tekkesinde rahmetli Emin Acar Hoca'yı ziyaret etmiştim. Niyetim, doktora tezimle ilgi mecliste yaptığı bir konuşmanın mahiyetini öğrenmek ve ona diğer bazı sorular sormaktı. Beni de halkanın bir yerine oturttular. Hoca sohbetine devam etti. Sormak istediğim şeylerden birini sohbet esnasında cevaplayınca tamam dedim, kalbimdekini bildi. Ama kolay ikna olan birisi olmadığımdan, belki de tevafuk olmuştur diye düşündüm.
 
Daha sonra İmam Azam Ebu Hanife’nin (r) meşhur beş risalesinden birinde onun şu ifadelerine rastladım. Bunları aşabilmek ise o kadar kolay gözükmüyor.
 
Birisi ona öğrenmek maksadıyla (müteallim) soru sormaya devam ediyor:
 
‘Dediklerin güzel, peki şunu da açıklar mısın, Allah insanları ne ile mümin veya kâfir sayar ve biz onlara ne ile mümin veya kâfir deriz?’
 
Ebu Hanife cevap veriyor:
 
‘Allah insanlara, kalplerindekine göre mümin ya da kâfir der. Çünkü O kalplerde olanı bilir. Biz ise insanlara dilleriyle açığa vurdukları tasdik ya da inkârları ile, taşıdıkları sembollerle, yaptıkları ibadetlerle mümin ya da kâfir deriz. Mesela biz tanımadığımız bir topluluğa uğrayıp onları mescitte kıbleye dönmüş namaz kılarken görsek onlara mümin deriz ve onlara selam veririz. Gerçekte ise Yahudi ya da Hıristiyan olmuş olabilirler. Resulüllah zamanında münafıklar da böyleydi; Müslümanlar onlara; görünen yönlerine, dillerinin ikrarına bakarak mümin diyorlardı. Ama gerçekte onlar kalplerindeki inkârları sebebiyle Allah katında kâfir idiler. Buradan hareketle biz de bazı insanlara bize görünen yönleriyle mümin deriz, ama onlar gerçekte Allah katında kâfir olabilirler. Başkalarına da kâfir sembolleri taşıdıkları, hiçbir iman belirtisi göstermedikleri için kâfir deriz ama belki onlar da kalplerindeki iman sebebiyle Allah katında mümin olmuş olabilirler. Biz onların namaz kılmalarına muttali olmamış olabiliriz. Ve Allah bizi bu kanaatimizden dolayı hesaba çekmez. Çünkü O bizi kalpleri ve ondaki sırları bilmekle yükümlü tutmamıştır. Rabbimiz bizi sadece şununla yükümlü tutmuştur: Biz, bize görünen yönleriyle insanlara mümin deriz, severiz ya da buğzederiz. İçlerini ise sadece O bilir. Onu sevapları ve günahları yazmakla memur Kiramen-Katibîn melekleri bile bilmez. Onlar da sadece insanın yaptığı eylemleri yazarlar. Kalplerine ulaşma imkânları yoktur. Çünkü kalplerde olanı Allah’tan ve yine ancak O’ndan aldığı vahiy ile bilen resulünden başka hiç kimse bilemez. Binaenaleyh, kendisine vahiy gelmediği halde kalplerde olanı bildiğini iddia eden kimse, kendisinin âlemlerin rabbi olan Allah’ın ilmine sahip olduğunu söylemiş olur.Sonuçta kalplerde olanı bildiğini, ya da bunun dışında sadece Allah’ın bilgisinde olan gaybı kendisinin de bildiğini iddia eden kimse çok büyük bir suç işlemiş, ateşi ve küfrü hak etmiş olur’.
 
Görüldüğü gibi, Ebu Hanife kalplerde olanın, diğer insanlara göre bir gayb olduğunu söylüyor ve ‘deki, ne göklerde ne yerde gaybı Allah’tan başka hiç kimse bilmez’ (Neml 65) mealindeki ayeti kerimeden hareketle onu kimsenin bilemeyeceğini söylüyor. Göklerde denmesinin sebebi, onu meleklerin de bilemeyeceğinin kast edilmesidir. Metinde gördüğümüz gibi, Ebu Hanife bunu böyle açıklıyor.
 
İmam Matüridî’nin bile akidedeki içtihatlarının dayanağı olan Ebu Hanife böyle diyor. Efendim, o da bir insandır, yanılmış olamaz mı? Nihayet onun söyledikleri de nas değildir. Başka deliliniz varsa onları getirin, deme hakkına sahipsiniz. Onları da gelecek yazımızda verip meseleyi kapatmaya çalışalım.
 
First Page Next Page 1 Previous Page Last Page Sayfa 1 / 1 -- Listelenen Sayfa Sayısı 1
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Hayreddin KARAMAN
 Ah Filistin vâah Kudüs! ...
............................................
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Faruk BEŞER
 Oruç yeni bir varoluştur? ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Hüseyin BÜLBÜL
 ZAMANI DEĞERLİ KILAN SİZİN GAYRETİNİZDİR ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Harun GÖRMÜŞ
 RAMAZANDA NE YAPILIR ? ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Ömer YILDIZ
 Kudüs, Mescid-i Aksa ve İlk Kıble Meselesi ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Sinan ULU
  DAVETSİZ İSLAM, İSLAM DEĞİLDİR ...
............................................
 Yönetim Kurulu Başk.
 Selahaddin ALIÇ
 BİZE İLİM GEREK ...
............................................
 Yönetim Kurulu Üyesi
 Veysel GİLEY
 HELAL DENETİME GEREK VAR MI? ...
............................................
 Yazar
 OSMAN COŞKUN
............................................
 Yazar
 ERDEM UYGAN
............................................
 

Psikolojinize zarar verdiği bilimsel olarak kanıtlanmış 6 gıda
03.04.2018

Çocuğunu seven okusun !
10.04.2018

Besin Alerjisi Olanlar İçin Yiyecekleri Test Eden Cihaz
10.04.2018

“Kırmızı et fiyatlarında sürekli artışın kök sebepleri ve Çözümler”
10.04.2018

1000’lerce yıl öteden gelen sağlık : ‘‘PROBİYOTİKLER’’
10.04.2018

İşte Her Gün Yumurta Yediğinizde…
10.04.2018

"Rize şekeri" üretimine başlanıyor..
10.04.2018

Neden islah edilmek isteniyor Siyez Buğdayı ?
10.04.2018

Kestane üretim miktarında 18,5’lik artış
10.04.2018

Solucan gübresine Çin ve İsrail’den talep
10.04.2018

Tüm Haberler
Mail adresinizi ekleyin yeni faaliyetlerimizden anında haberdar olun.
Copyright © 2010 Helal Gıda Sertifikalandırma Merkezi
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir. İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.