SERTİFİKA MÜRACAATI EĞİTİM AKADEMİSİ MERAK ETTİKLERİNİZ
KURUMSAL

BELGELENDİRME
 
KURULLARIMIZ
 
İSTATİSTİKLER
Aktif Ziyaretçi 4 Kişi

Bugün 161 Kişi

Toplam Ziyaretçi 818355 Kişi
 

"Okuyup Öğrenmek , Cehalet akıntısına karşı kürek çekmektir." S.ALIÇ

  KÜLTÜR KÖŞESİ MAKALELERİ 
   
Yazar Ünvanı Araştırmacı-Yazar
Yazar Harun GÖRMÜŞ
 
 
 
Makale Tarihi :  20.05.2018
RAMAZANDA NE YAPILIR ?
Ramazân’a zihnen ve kâlben hazırlanamayanlar, orucun verdiği görece açlık-susuzluk
sıkıntısıyla tamamlıyorlar Ramazân’ı ve yapılması gereken bu şeyler böylelikle yine
yapılamıyor. Karârı verip de Allah’a tevekkül edip ve Bismillah deyip işe başlanamıyor.
Daha sabahında ekşimiş olan suratlar, “akşama da çok var” olduğu gerçeğiyle iyice
asılıyor.
 
Hârûn Görmüş
 
Klâsik din-anlayışına göre Ramazân ayında yapılması gerekenler olarak müslümanların bildikleri
şeyler genel olarak şunlardır: Bol-bol namaz kılmak; Terâvih namazı, (terâvihi her-gün başka
câmide kılmak?), gece namazı, kadir gecesinde bol namaz kılmak, cumâ namazlarını
kaçırmamak. İnfak; Fitre, zekat vermek ve Ramazân’da bol-bol vermek. Hâl-tavır; Daha sâkin
olmaya çalışmak, daha az yemek-içmek. Hurâfe; hurâfe merkezleri hâline gelmiş olan türbeleri
ziyâret edip oralarda dilekte bulunmak yâni oralardan medet ummak, bâzı hocaların din ile
alâkası olmayan ve dedikodu sınıfına giren sözde sohbetlerini tâkip edip dinlemek, -biraz da kara
zorla- illâ ki yapmam gerekir düşüncesiyle Kur’ân’ın arapçasını baştan sona bitirmeye çalışmak
(hatim), arapça okumasını bilmeyenlerin, parmaklarını sayfalar üzerinde gezdirerek yada “her
sayfaya üç kulhü” okuyarak hatim yapmaları. Dâvet; zâten her zaman gördüğü-görüştüğü kişileri
büyük hazırlıklarla yemeğe daha doğrusu ziyâfete çağırmak vs. Normâl yurdum insanının
Ramazân’da yaptıkları genelde bunlardır.
 
Ramazân; ne, sâdece bol-bol namaz kılınıp kara zorla hatim-mukâbele okumanın; ne, kırkta birin
de kırkta birini zorlanarak vermenin; ne, peşinden eziyet getiren sadakanın; ne, günlere gider gibi
mukâbeleleri tâkip etmenin; ne, “açlık ayı” olmasına rağmen normâl zamanlara göre aşırı bir
şekilde tatlısı-tuzlusu ayrı-ayrı yemekler hazırlayıp da, zâten bildik-tanıdık ve sürekli görüşülen
kişileri -ki onlar o yemekleri yapıp yemekten mahrum değillerdir- yemeğe dâvet ederek iftar
yapmanın; ne, -bol paralı olanların- Ramazân’ı umrede geçirmek için turizm şirketlerinin kapısını
aşındırmanın; ne, oruçluyum diye günü uykuyla geçirmenin; ne, ekşimsi bir “oruçlu suratı”
takınmanın; ne, işyerinde ve yalan-yanlış konuşarak 1’e alıp 5’e 10’a satmanın; ne, gözünü ve
dilini sakınmadan sözde oruç tutmanın; ne, elinde telefonla sağa-sola Ramazân mesajları
çekmenin ve sosyâl medyalarda ordan-burdan bulduğu yâni kendisine âit olmayan sükseli sözleri
paylaşmanın; ne de televizyonda açlıktan-susuzluktan kırılanları seyrederken vicdanları bile
sızlamadığı hâlde dilin ucuyla bir “Allah yardım etsin” demenin ayıdır.
 
Ramazân kültür ile gelenek-görenekle değil, din ile, vicdan ve merhâmet ile ilgili olan bir aydır. Bu
ayda “oruç tutuyorum” diye yapılması gerekenin ötelenmesi değil, enerjinin-dirâyetin namaz ve
oruçtan alınarak ve bismillah diyerek gayret etmenin başlayacağı ve Allah’ın izniyle Ramazân’dan
sonra da tüm ömür boyunca benzer şekilde yaşamaya başlanılacak olan bir aydır. Oruç belki
görece dizdeki dermânı azaltsa da, mânevi ve kâlbî dermânı arttıran bir aydır. Kâlpte dermân
tükenmedikçe, dizde dermân tükenmezmiş zîrâ. Kur’ân:
 
“Ey îman edenler, sabır ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle
berâberdir” (Bakara 153) diyerek yapılacak olan işler ve bilincimize yüklenecek ağır söz için bir
mânevi güç toplama ayıdır. Ayrıca âyetin de söylediği gibi Allah ile berâber olunduğu bilincinin
zirve yaptığı yada yapması gereken bir aydır Ramazân.
 
Ramazân’da Kur’ân tabî ki okunmalı, hattâ orijnâl dilinden de okunmalı ve onu güzel sesle
okuyanlardan dinleyerek bir huzûra da varılabilmelidir. Bir meâl, yada meâl-tefsir okunması ve
bilincin yükselmesi sağlanmalıdır da. Fakat,Ramazân’da Kur’ân okumaktan başka, zâlimlere
meydan okumak da vardır. Dik ve diri durarak, fizîken olmasa da meta-fizik olarak. Çünkü hem
kendi ülkemizde hem de İslâm coğrafyasında sahurunu kan ile, iftarını gözyaşı ile yapan
kardeşlerimiz var. Bunlara rağmen hiç-bir şey olmamış gibi sâdece “sayıyı arttırmak” için
çalışmalar yapmak ve açlığın ve susuzluğun da etkisi ve kışkırtmasıyla çarşı-pazarlardan
yiyemeyeceği kadar şeyi almakla geçirilecek bir ay olmamalıdır Ramazân.
 
Yine bâzılarının yaptığı gibi; “Bayram tâtili 9 gün olacak mı?”, “tatilde nereye gideceğiz?”,
“baklava sipârişi verdiniz mi?”; “bayramlıkları ..dan alcaz” hesabının yapıldığı bir ay da
olmamalıdır. O ihtiyaçlar-arzular (ihtiraslar değil) bir şekilde karşılanır zâten.
 
Bunlar, klâsik Ramazân söylemleri ve eylemleridir. Fakat bir de vahiy/sünnet-merkezli bir
Ramazân bilinci vardır. Gelenek-görenek ve hurâfeye göre Ramazân’da ne yapılacağını gördük;
peki vahye ve sünnete göre Ramazân’da ne yapılır-yapılabilir bir de ona bakalım:
 
Ramazân, namazı-orucu hem zâhiri-şekli olarak arttırmanın yanında, namazı ve orucu diriltmenin
de ayıdır. Odaklanarak ve sabrederek kılınan namazlar, tutulan oruçlar ve duâ, kişinin Ramazân’ı
hakkıyla geçireceği bir ay olacaktır. Ramazân’da acıtabilecek oranda infâkın-paylaşmanın,
akşama, doğru-dürüst yiyeceği olmayan birini -çok da tanımasa da- iftara çağırmanın, uykusunun
hemen gelivermesine rağmen mücâdele ederek inatla okumanın-bilgilenmenin-bilinçlenmenin,
uykudan ferâgat etmenin, zamandan-konfordan-rahattan vazgeçmenin, eylemde bulunmanın,
birinin bir işini hâlletmenin, birilerine karşılıklı-karşılıksız borç vermenin, çağımızda neredeyse
unutulmuş olan “birilerine öğüt verme”nin, birilerini teselli etmenin, dîni anlatmanın, dâvet
etmenin, yük olmaktan vazgeçip yük almanın, “gadan alma”nın, …en nihâyetinde savaşmanın-
cihadın da ayıdır Ramazân. Ramazân’da hareketlenmesi gereken yerler, çarşı-pazarlar değil,
kâlp-vicdan-merhâmet olmalıdır. Diğer taraftan da azim, gayret, fedâkârlık, emr-i bil mâruf ve
nehyi anil münker, kötülükleri eliyle, diliyle, olmadı kâlple düzeltme (buğz) zirve yapmalıdır.
Ramazân’da da olmayacaksa bu ne zaman olacak ki?.
 
Ramazânda güzel örnekliğimiz Peygamberimiz ne yapmıştır?. O da namazını-niyazını-duâsını
çoğaltmıştır. Kur’ân’a daha fazla odaklanmıştır.Fakat Ramazân nefsten çekilme ayı olsa da,
hayattan çekilme ayı değildir. Ramazân “hiç-bir şey yapmama ayı” değildir. Yapılması gerekeni
Ramazân’da ve sonrasında en güçlü şekilde yapmak için, “daha ileriye sıçrayabilmek için bir
gerilme ayı”dır. Nefsin etkilerinden kurtularak gerilme ve mâneviyatın etkisiyle yaydan çıkmış bir
ok gibi olma ayıdır. Bu minvâlde, namaz-niyaz, okuma-yazma, davet-tebliğden başka, bir eleştiri
yapma, bir îtirâz yükseltme, bir isyân etme ayıdır da. Acıtacak oranda mal infâk etme ve
 
nihâyetinde canı pahasına cihad etme ayıdır. Savaş ve şehâdet ayıdır da. Nitekim
Peygamberimiz’de bunların tüm örneklikleri vardır.
 
Evet, Ramazan’da savaş da yapılır. Meselâ Bedir Savaşı hicretin ikinci yılı Ramazân’ın 17’sinde
yapılmıştı: (13 Mart 624 Cuma).Ramazân ayında vukû bulan bir savaştır Bedir. Ramazân,
şehit olmanın da ayıdır bu bağlamda. Öyle ya; Ramazân’da ne de güzel şehit olunur. Daha
başka bir-çok gazve ve seriye vardır Peygamberimizin Ramazân’da tertip ettiği.Nihâyet
Mekke’nin fethi Ramazân’da olmuştu: (20 Ramazân/11 Ocak). Kâbe’nin putlardan temizlenmesi
Ramazân ayında yapılmıştı yâni. Bu bağlamda Ramazân, her-türlü puttan temizlenme ayıdır da.
Yâni Ramazân ayı, Kur’ân’ın dolayısı ile Allah’ın emirlerinin gönderilmeye başlandığı aydır.Bu
ayda bu emirlerin sâdece bâzısı değil, tümü uygulanabilir. Ramazân’da Kur’ân’dan sâdece belli
sûreler okunmaz ki!. Rahmân Sûresi’nin okunması gerektiği gibi, Enfâl, Tevbe, Âl-i İmran sûreleri
de okunmalıdır ki bu sûreler, çeşitli zorlukların işlendiği ve savaşın emredildiği âyetlerin
bulunduğu sûrelerdir. Ramazân’ın günümüzdeki gibi yaz aylarına ve sıcaklara gelmesi döngüden
dolayı normâl ve doğaldır. Kur’ân açlıktan-susuzluktan kavrulurken de okunur ve de emirleri
yerine getirilir. Dünyâ bir imtihan yurdudur ve imtihan, bulunduğun her yerde ve durumda
olacaktır. Allah; “şimdi Ramazân ayı, fazla kasmayın, oturun serinliklerde gölgeliklerde, yormayın
kendinizi fazla” diye bir şey mi söylüyor ki?. Hayır, tam-aksine şu âyeti indiriyor:
 
“Allah’ın elçisine muhâlif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler ve
Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin görerek: ‘Bu sıcakta (savaşa)
çıkmayın’ dediler. De ki: ‘Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir’. Bir kavrayıp-
anlasalardı” (Tevbe 81).
 
Yine Ramazân, bir-çok kişinin yapmayı düşünemediği ve sekülerizmin etkisi nedeniyle fırsat da
bulamadığı “itikâf ayı”dır. Özellikle son 10 günde. Bir “kendine dönme ibâdeti” olan itikâf,
Ramazân’da diriltilmeli ve cemaatle yapılmalıdır.
 
Evet, Ramazân “dostlar alış-verişte görsün” türünden geçirilecek bir ay değildir. Ramazân’a ne
kadar değer veriyorsanız, Ramazân da size o kadar değer verecek ve Ramazân’dan sonra bu
değer-ölçüsü net olarak görülecektir.
 
Ramazân’a zihnen ve kâlben hazırlanamayanlar, orucun verdiği görece açlık-susuzluk sıkıntısıyla
tamamlıyorlar Ramazân’ı ve yapılması gereken bu şeyler böylelikle yine yapılamıyor. Karârı verip
de Allah’a tevekkül edip ve Bismillah deyip işe başlanamıyor. Daha sabahında ekşimiş olan
suratlar, “akşama da çok var” olduğu gerçeğiyle iyice asılıyor. Öyle bir gard alınıyor oruca ve öyle
bir odaklanılıyor ki iftara, kişi başka bir şeyi ne duyuyor ne de düşünebiliyor. Tabi böyle olunca da,
“yaşadığı gün-ay, an an Ramazân değil, an an açlık ve susuzluk” oluyor.
 
Ne tuhaf zamanlardayız.. Oruç tutmayanlar oruç tutmayanlarıiftara çağırıyor, birlikte masanın
başına geçiyorlar ve yemeğe başlamak için (iftarı açmak için!) ezanın okunmasını bekliyorlar.
Yemeğe de; ezanla birlikte “hadi Allah kabûl etsin diyerek” başlıyorlar. (Neyy?).. Sonra gelsin
yemeler içmeler, tatlılar tuzlular meşrubatlar. Ardından geğirmeler ve ...malar. Ramazân’ı ve
 
orucu bile bir tüketim ideolojisi olan kapitâlizmin nesnesi yapıyorlar.
 
Birileri, Dünyâ’daki açları-
susuzları bilmeden, düşünmeden “Ramazân gelse de etli-sütlü yesek” derdinde. (Açlık-susuzluk
çekip duranların böyle bir beklenti içinde olmaları normâldir tabî ki).
Evet, Ramazân ayının günleri de diğer günler gibi normâl-doğal günlerdir ve diğer günlerde
yapılması gerekenlerin bu ayda da yapılması gerekir, gerekebilir. Diğer günlerde farz olan her-
şey, Ramazân ayında da farzdır ve hattâ belki daha fazla farzdır. (Farz-ı ayn). Yoksa Ramazân
bir “sinme ayı” değildir.
 
En doğrusunu sâdece Allah bilir.
 
First Page Next Page 1 Previous Page Last Page Sayfa 1 / 1 -- Listelenen Sayfa Sayısı 1
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Hayreddin KARAMAN
 Ölüye değil, diriye telkin ...
............................................
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Faruk BEŞER
 Çektiklerimiz kendi yaptıklarımız sebebiyl ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Hüseyin BÜLBÜL
 Zamanı değerli kılan sizin gayretinizdir ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Harun GÖRMÜŞ
 Batıl Toplumdan Ayrılmak ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Ömer YILDIZ
 Evanjelizm ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Sinan ULU
 Allah’ın Rasülleri İslam İçin Yaşadığı Top ...
............................................
 Müftü
 Dr. M.Arif Yüksel
 HELAL KAZANÇ HELAL LOKMA ...
............................................
 Yazar
 OSMAN COŞKUN
 Kendileri Vermeyip Allah Versin Diyenler ...
............................................
 Yazar
 Muhammed CELİL
 ALLAH'IN ELÇİSİ ŞİMDİ GELSE (Mİ) ? ...
............................................
 Yönetim Kurulu Başk.
 Selahaddin ALIÇ
 Helal Akreditasyon Kurumu ne yapıyor..? ...
............................................
 

Psikolojinize zarar verdiği bilimsel olarak kanıtlanmış 6 gıda
17.08.2018

Çocuğunu seven okusun !
17.08.2018

Besin Alerjisi Olanlar İçin Yiyecekleri Test Eden Cihaz
17.08.2018

“Kırmızı et fiyatlarında sürekli artışın kök sebepleri ve Çözümler”
17.08.2018

1000’lerce yıl öteden gelen sağlık : ‘‘PROBİYOTİKLER’’
17.08.2018

İşte Her Gün Yumurta Yediğinizde…
17.08.2018

"Rize şekeri" üretimine başlanıyor..
17.08.2018

Neden islah edilmek isteniyor Siyez Buğdayı ?
17.08.2018

Kestane üretim miktarında 18,5’lik artış
17.08.2018

Solucan gübresine Çin ve İsrail’den talep
17.08.2018

Tüm Haberler
Mail adresinizi ekleyin yeni faaliyetlerimizden anında haberdar olun.
Copyright © 2010 Helal Gıda Sertifikalandırma Merkezi
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir. İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.