SERTİFİKA MÜRACAATI EĞİTİM AKADEMİSİ MERAK ETTİKLERİNİZ
KURUMSAL

BELGELENDİRME
 
KURULLARIMIZ
 
İSTATİSTİKLER
Aktif Ziyaretçi 7 Kişi

Bugün 97 Kişi

Toplam Ziyaretçi 790455 Kişi
 

"Okuyup Öğrenmek , Cehalet akıntısına karşı kürek çekmektir." S.ALIÇ

  KÜLTÜR KÖŞESİ MAKALELERİ 
   
Yazar Ünvanı Araştırmacı-Yazar
Yazar Hüseyin BÜLBÜL
 
 
 
Makale Tarihi :  20.05.2018
ZAMANI DEĞERLİ KILAN SİZİN GAYRETİNİZDİR
…peygamberlerin rotasını izlemek şiarımız olmalıdır. Çünkü
İslam, rotası Allah tarafından çizilen bir yoldur. Bu yolu izlemeye
şartsız talip olup teslim olan da Müslüman’dır. Tüm temennimiz,
Allah’a Allah’ın istediği gibi bir kul olmayı başarabilmektir. Gerisi
teferruat!..
 
Mehmet Korkmaztürk / İstanbul
 
Soru: Bazı gün ve gecelere ya da bu gün ve gecelerin bazı saatlerine özel bir kutsiyet
izafe edilmesi doğru mudur? Örneğin; Cuma günü ve gecesi, Ramazan ayı ve o aydaki
bir gece “kadir gecesi”, bayram günleri ve geceleri gibi zamanlarda yapılan duaların
reddedilmeyeceği, yapılan amellere daha çok karşılık verileceği gibi anlayışların
Kur’an’dan delili var mıdır? Bir de dualarımızda şunun hürmetine bizlere bunu ver, şunun
hakkı için bizi koru gibi ifadeler ne kadar tevhididir?
 
Hüseyin Bülbül Cevap: Zaman ve mekân yaratılmışların olmazsa olmazlarındandır.
Allah, bu nimetini kullarının istifadesine sunmuştur. İnsanın bizzat kendisi bir mekân
olmadan varlığını devam ettiremez durumdadır. Zaman ise eşyanın ömrünün onunla
kayıtlandırıldığı şeydir. İçinde yaşadığımız dünyanın ömrü de insanın ömrü de onunla
sınırlandırılmıştır. Ölüm insanın, kıyamette (son saat) dünyanın sonu olarak bildirilmiştir.
Mülkün, mekânın ve de zamanın tamamı Allah’ın tasarrufundadır. Dilediği yere dilediği
statüyü vermek yine O’nun emriyledir. Bu manada yeryüzünde statü kazandırılan ilk
mekân, şehirlerin anası olarak nitelendirilen Mekke ve Kâbe’dir.
“Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev
(mâbet), Mekke’deki (Kâbe)dir.”
 
“Orada apaçık nişaneler, (ayrıca) İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette
olur.Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir
hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnidir.” (Ali İmran
3/96-97)
 
Durum bununla sınırlı olmayıp bu yer için yine söyle buyrulmaktadır:
 
“Allah, Kâbe’yi, o dokunulmaz evi, insanlar için güvenli bir barınak kıldı. Savaşılması
yasak ayları, kurbanlıkları ve (bu bölgeye sığınma göstergesi olarak takılan) gerdanlıkları
da bu dokunulmazlığın kapsamına aldı. Allah’ın göklerde ve yeryüzünde olan her şeyi
 
bildiğini, O’nun bilgisinin her şeyi kapsamına aldığını bilesiniz diye bunu böyle yaptı.”
(Maide 5/96)
 
Bununla birlikte yeryüzünde secde edilen tüm mekânlar için de şu ifade kullanılmaktadır:
 
“Mescitler kuşkusuz Allah’ındır. O mescitlerde Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın.”
(Yani hiçbir mekânda Allah’tan başkasından bir şey istemeyin) (Cin 72/18)
 
Bu yasağın sadece mabetler ile sınırlı zannedilmemesi gerekir. Hiçbir zaman ve
mekânda Allah kendisinden başkasına yalvarılmasını ve kulluk edilmesini meşru
görmemektedir. Bu nedenle müminler, Fatiha suresinde ifade edildiği gibi “Sadece sana
kulluk eder, sadece senden yardım isteriz” demeyi şiar edinen insanlardır.
 
Bununla birlikte “şu mekânda, bu mekânda yapılan dualar reddedilmez” düşüncesi doğru
değildir. Allah Teâlâ Bakara 186. Ayetinde hiçbir zaman ve mekân kaydı koymadan
kendisine yönelerek yapılan duaları kabul edeceğini açıkça ifade etmektedir. Belli
mekânlara gidip mum yakıp dua etmek Hıristiyanlığın icat ettiği hurafelerdendir.
Zamanla ilgili konulan kayıtlara gelince; başta beş vakit namazın kılınışı belli vakitlere
bağlanmıştır. Namazın üzerimize farziyeti vakitlerle kayıtlanmıştır. Namazın secdesi ise
kulun Allah’a en yakın olduğu anıdır.
 
“Namazı bitirdikten sonra ayaktayken, otururken ve yanlarınız üzerine yatmışken Allah’ın
adını anınız. Tehlikeyi savuşturup güvene kavuştuğunuzda namazı tam olarak kılınız.
Zira namaz müminlere, vakitleri belirli bir farzdır.” (Nisa 4/103)
 
“Güneşin batıya kaymasından, gecenin karanlığına kadar (belirli vakitlerde) gereği üzere
namazı kıl, bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı şahitlidir.” (İsra 17/78)
 
Yıl içerisinde müstesna bir yeri olan Ramazan ayı vardır ki, Kur’an’ın ilk olarak bu ay
içerisinde gelmeye başlaması gibi bir istisnası vardır. İşte bu aya şahid olanlara oruç
tutmaları önerilmektedir. Ramazan ayı orucun vakti olarak bildirilmiştir.
 
“O Ramazan ayı ki, insanları irşat için, hak ile batılı ayıracak olan, hidayet rehberi ve
deliller halinde bulunan Kur’an onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya şahit
olursa onda oruç tutsun. Kim de hasta yahut yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca
diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diler zorluk dilemez. Sayıyı tamamlamanızı,
 
size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı tekbir etmenizi ister. Umulur ki
şükredersiniz.” (Bakara 2/185)
 
Kur’an’da belirtilen zamanlarla ilgili olarak Ramazan ayı içerisinde yer alan kadir
gecesinden bahsedilmektedir. Bu gece Kur’an’ın indirilmeye başladığı gece olması
nedeniyle bir anlam kazanmıştır. Bu gecenin durumunu Allah Teala şöyle açıklamaktadır:
 
“Biz o (Kur’ân)’ı Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden
bileceksin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Cebrail o gecede
Rabbinin izniyle her türlü iş için inerler. O gece, tanyeri ağarıncaya kadar süren bir
selâmettir.” (Kadr 97/1-5)
 
Burada bahsedilen “Kadir Gecesi” içinde Kur’an’ın inmeye başladığı bereketli bir gecedir.
Bu gecenin bereketi Kur’an dır. Bin aydan hayırlı olmasının anlamı ise içinde Kur’an’dan
bir değer bulunmayan binlerce aylardan, gündüz ve gecelerden daha hayırlı demektir.
Yoksa bu gece yapılan bir amel bin amel, bir sevap bin sevap demek değildir. Hz. Aişe
Annemiz peygamberimize sorar: “Ya Resulullah! Bir gecenin kadir gecesi olduğunu
bilsem ne yapmam gerekir?” Peygamberimiz de (as) şöyle buyurur: “Ya Rabbi! Sen
bağışlayıcısın, bağışlamayı seversin, beni de bağışla.” Olay budur. Bir koyup bin almak
biraz bizim öyle umduğumuzdan kaynaklanmaktadır.
 
Ayrıca haccın edası için de vakit belirlenmiştir. Bu vaktin dışında (Zilhiccenin onuncu
günü) hac ibadeti yapılmaz yapılamaz. Mekke, Arafat, Mina ve Müzdelife arasında icra
edilir. Bu coğrafya dışında da yapılamaz.
 
Cuma namazının Cuma günü ve öğle namazının vaktinde topluca kılınması gibi. Bayram
namazları da bayram günü kuşluk vaktinde cemaatle kılınır. Yalnız başına kılınamaz.
 
Bazı ibadetler mekânla ve zamanla kayıtlı olmasına rağmen hiçbir kayda tabi olmayan bir
başka yol daha vardır ki Allah ile kul arasında hiçbir mesafenin hiçbir şartın bulunmadığı
dua anıdır. İnanan bir insana bu şeref yeter.
 
“Kullarım sana Beni sorarlarsa, bilsinler ki Ben, şüphesiz onlara yakınım. Benden
isteyenin, dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da davetimi kabul edip Bana
inansınlar ki doğru yolda yürüyenlerden olsunlar.” (Bakara 2/186)
 
İşte bu ayet insana, kayıtlardan soyutlanmış bir fırsatı sunmaktadır. Kul Rabbine
yönelince Rabbinin yanı başında olduğunu bilmesi; kula sonsuz bir güven ve huzur
vermektedir. Türk sinemasında olduğu gibi Allah’a tevbe edip bağışlanmak için dua
edeceğimizde ne türbeye gitmeye ne de mabet aramaya gerek yoktur. Samimiyet ve
ihlâsla Rabbimize yöneldiğimiz zaman, bütün gücümüzle inanıyoruz ki Rabbimiz bizi
bizden daha iyi bilir ve tüm istediklerimizi duyar. İşte bu ayet bize bunu anlatmaktadır.
Bunlar O’nun vadidir. O ise vadinden asla dönmez.
 
Rabbimiz zamanı belli dilimlere ayırarak gecesi ve gündüzü ile günlük hayatımızı;
mevsimleriyle yıllık hayatımızı; haccı ve umresiyle ömrümüzü; Ramazanı, kurbanı ve
bayramlarıyla sosyal hayatımızı monotonluktan kurtarmıştır. Bunca nimetlerin sahibine
ne kadar hamd etsek azdır.
 
Tüm bunlardan sonra Rabbimizle aramıza birilerini aracı koyarak dua etmenin, tevhid ile
bir ilişkisi olamaz. Bize dinimizi öğretmekte önderlik eden Allah elçilerinin Kur’an’da örnek
duaları vardır. Bunların hiç birisinde dualarının kabulü için böyle bir yol izlemediklerini
görüyoruz. İsteklerini en kısa yoldan net ifadelerle Allah’a yöneltmektedirler. Çünkü Allah
elçilerini, Allah ile kulları arasına sokulan aracıları devreden çıkartarak insanları direk
Allah’a yönelmelerini temin için göndermiştir. Geldikleri zaman elçilerin sözü şu olmuştur:
 
“Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye. Muhakkak ki ben, size O’nun katından
gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim.” (Hud 11/2)
 
“İnsanlardan hiçbir kimseye, Allah kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik verdikten
sonra, kalkıp insanlara: «Allah’ı bırakıp bana kul olun.» demesi yakışmaz. Fakat onun:
«Öğrettiğiniz ve okuduğunuz kitap gereğince Rabbe halis kullar olun» (demesi
uygundur).” (Ali İmran 3/79)
 
Bu nedenle dualarımızda, isteyeceğimiz şeyi anladığımız bir dilden anlaşılır şekilde
Allah’tan istememiz gerekmektedir. Hiçbir aracıya tefeciye tevessül etmeden. Kimsenin
hatırını Allah’ın hatırının üstüne çıkartmadan; “şunun hürmetini bunun hatırını” dilimize
dolamadan; Ya Rabbi sana sığınıyor, sana dayanıyor ve sadece sana kulluk edip,
sadece senden yardım istiyorum. Beni doğru yola kendisine nimet verdiğin Elçilerinin
yoluna ulaştır. Gazabına uğrayanların ve sapıklığa düşenlerin yoluna değil” diyerek;
peygamberlerin rotasını izlemek şiarımız olmalıdır. Çünkü İslam, rotası Allah tarafından
çizilen bir yoldur. Bu yolu izlemeye şartsız talip olup teslim olan da Müslüman’dır.
 
Tüm temennimiz, Allah’a Allah’ın istediği gibi bir kul olmayı başarabilmektir. Gerisi
teferruat!..
 
First Page Next Page 1 Previous Page Last Page Sayfa 1 / 1 -- Listelenen Sayfa Sayısı 1
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Hayreddin KARAMAN
 Ah Filistin vâah Kudüs! ...
............................................
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Faruk BEŞER
 Oruç yeni bir varoluştur? ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Hüseyin BÜLBÜL
 ZAMANI DEĞERLİ KILAN SİZİN GAYRETİNİZDİR ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Harun GÖRMÜŞ
 RAMAZANDA NE YAPILIR ? ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Ömer YILDIZ
 Kudüs, Mescid-i Aksa ve İlk Kıble Meselesi ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Sinan ULU
  DAVETSİZ İSLAM, İSLAM DEĞİLDİR ...
............................................
 Yönetim Kurulu Başk.
 Selahaddin ALIÇ
 BİZE İLİM GEREK ...
............................................
 Yönetim Kurulu Üyesi
 Veysel GİLEY
 HELAL DENETİME GEREK VAR MI? ...
............................................
 Yazar
 OSMAN COŞKUN
............................................
 Yazar
 ERDEM UYGAN
............................................
 

Psikolojinize zarar verdiği bilimsel olarak kanıtlanmış 6 gıda
03.04.2018

Çocuğunu seven okusun !
10.04.2018

Besin Alerjisi Olanlar İçin Yiyecekleri Test Eden Cihaz
10.04.2018

“Kırmızı et fiyatlarında sürekli artışın kök sebepleri ve Çözümler”
10.04.2018

1000’lerce yıl öteden gelen sağlık : ‘‘PROBİYOTİKLER’’
10.04.2018

İşte Her Gün Yumurta Yediğinizde…
10.04.2018

"Rize şekeri" üretimine başlanıyor..
10.04.2018

Neden islah edilmek isteniyor Siyez Buğdayı ?
10.04.2018

Kestane üretim miktarında 18,5’lik artış
10.04.2018

Solucan gübresine Çin ve İsrail’den talep
10.04.2018

Tüm Haberler
Mail adresinizi ekleyin yeni faaliyetlerimizden anında haberdar olun.
Copyright © 2010 Helal Gıda Sertifikalandırma Merkezi
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir. İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.