SERTİFİKA MÜRACAATI EĞİTİM AKADEMİSİ MERAK ETTİKLERİNİZ
KURUMSAL

BELGELENDİRME
 
KURULLARIMIZ
 
İSTATİSTİKLER
Aktif Ziyaretçi 38 Kişi

Bugün 76 Kişi

Toplam Ziyaretçi 888494 Kişi
 

"Okuyup Öğrenmek , Cehalet akıntısına karşı kürek çekmektir." S.ALIÇ

  KÜLTÜR KÖŞESİ MAKALELERİ 
   
Yazar Ünvanı Yazar
Yazar OSMAN COŞKUN
 
 
 
Makale Tarihi :  02.08.2019
Zıddına Benzeyen Aslını Yitirir.
Benzemek veya benzeşmek olarak Türkçeye çevirdiğimiz Ş.B:H kökünden gelen ve aslı Arapça olan bu kelime Kuran’ı kerimde on iki ayette geçmektedir ve şu anlamlara gelmektedir. Yazımızın kapasitesini aşmamasını düşünerek biz bunlardan konumuzla doğrudan ilgili olan birkaç ayetin mealini vermeye çalışacağız: Benzemek, benzeşmek: “ Birbirine benzeyen veya benzemeyen üzüm, zeytin ve nar bahçeleri yarattık.”(Enam-99) burada ve Bakara 25’de geçen müştebih ve müteşabih kelimeleri benzemek manasındadır. Diğer bir ayette ise karışmak anlamında kullanılmaktadır. “Yoksa O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratılmışlar onlar için birbirine mi karıştı? De ki: Allah her şeyi yaratandır. O, birdir; karşı durulmaz güç sahibidir.”(Zümer-23)
 
Bu ve benzer ayetlerde geçen teşabehe ve teşabehet fiilleri karışmak manasındadır. Son olarak bir ayette ise kafası karıştırılmak anlamında kullanılmıştır ki: “Hâlbuki İsa’yı ne öldürdüler ne de astılar; fakat onlara öyle zannettirildi. İsa hakkında ihtilafa düşenler, bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler. Bu hususta zanna uymak dışında hiçbir sağlam bilgileri yoktur ve kesin olarak İsa’yı öldürmediler.” (Nisa-157) Bizim üzerinde duracağımız ağırlıklı konu kafalarda meydana gelen karışıklıkla alakalıdır. Zira bu gün Müslüman coğrafyada yaşayan halkın bir hayli kafası karışık.
 
Yukarıda meallerini vererek açmaya çalışacağımız “ Zıddına benzeyen aslını yitirir” konusunu açmaya çalışalım: Halkı Müslüman coğrafyanın en başta gelen problemlerinden birisi veya en önemlisi kendilerinden olmadıklarını bildikleri sistem, ideoloji veya yönetim biçimlerine benzemeye çalışmış olmalarıdır. Yazımızın hemen başında şunu net bir şekilde ifade etmeliyim ki: İslam kaynağı ve çıkış noktası vahye dayanmayan diğer bir ifade ile ilahi olmayan yani Allah merkezli ve Allah’tan uzak her türlü ideoloji, yönetim ve idari sistemlerin hepsi buna bütün beşeri sistemler ister demokrasi ister kapitalizm ister faşizm olsun bunlara ve bunların ortaya koyduğu hayat tarzına ve uygulamalarına temelden zıttır ve karşıdır. İslam: İnsan aklının ürünü olan ve yaşanılan hayat için kanunlar koyan hiçbir yönetim biçimine benzemez ve bunlardan alacağı hiçbir şey de yoktur. Bunlar var ise İslam, İslam var ise bunlardan söz edilemez.
 
Bu tespitimiz veya Kanaat’ımızdan dolayı aklı küçük gördüğümüz veya önemsemediğimiz, hafife aldığımız kesinlikle aklını kullan kardeşlerimizin aklının ucundan bile geçirmemeleri gereken bir husustur. Yaptığımız veya yapmaya çalıştığımız vahyi devre dışı bırakan ve O’nu hayatın bütün alanlarından söküp atan akılcılık diğer bir ifade ile rasyonalizmdir. Zira İslam akılcıların değil akıllı olup aklını kullananların dinidir. Akıl olmadan İslam ve Müslüman olunamaz. Aklı olmayanın ne Allah’ı ne dini ne de namusundan söz edilemez. Aklı veren otorite verdiği aklı aldığı zaman o kişiden her türlü sorumlulukta kalkar.
 
Günümüz Müslüman coğrafyasın sorunu Allah tarafından hem bu dünyada hem de ahirette kurtuluşlarına vesile olacak ve kendilerine şan ve şeref nasip edecek Kuran gibi önemli bir cevherin gönderiliş gayesini anlayamamış olmalarıdır. Bu durum gerek Afrika’da gerek Ortadoğu’da büyük altın ve petrol veya doğalgaz madenlerinin üzerinde oturup da şu anda yokluk, yoksulluk ve benzeri durumlardan dolayı benzin kuyruklarında birbirlerini kıran, öldüren aç ve açık ayrıca sefil bir hayat yaşayan kardeşlerimizin durumuna benzemektedir. Nerede ise dünya rezervlerinin yüzde altmışına sahip Müslüman coğrafyanın ya! Ellerinde bidonlar ile benzin veya mazot kuyruklarında ömürlerini tüketmelerini ne ile izah edeceğiz? Bunu derken meselenin çözümsüz olduğunu asla iddia etmiyorum. Aslında meselenin çözümü mümkündür: Bu coğrafyada yaşayan halk sahip oldukları değerlerin farkına varamayacak kadar uyutulmuş, aldatılmış ve uyuşturulmuşlardır. Üzerlerine serpilmiş olan bu ölü toprağından silkindikleri zaman kurtuluşları mümkün olacaktır.
 
Özellikle batı ve başta büyük şeytan olan A.b.d. bu coğrafyaları sömürerek ve sonunda da semirerek varlıklarını devam ettirmektedirler. Ne acı ve ne gariptir ki yaşadıkları coğrafyada veya ülke sınırları içerisinde hiç petrol ve altın madeni olmayan ancak bugün dünyanın sayılı petrol üreticileri arasında yer alan bazı ülkeler sömürü ve işgalleri ile Müslüman coğrafya halkını açlık ve sefilliğe mahkûm etmektedirler. Bu zalim ve kâfirlerin çok akıllı ve zeki oldukları anlamına gelmemektedir. Böyle bir hükme varmak caydırıcı ve çeldirici olur bize göre esas neden Müslüman olduğunu söyleyenlerin Kuran’ı hayatlarının dışına atmış olmaları ve akıllarını kullanmamaktan kaynaklanmaktadır.
 
Bin yedi yüz ellili yıllardan itibaren Allah’ın indirdiği yaşanılan hayata uygulanmasını istediği emir ve yasaklar yavaş yavaş Müslüman halkın gündeminden ve hayatından bir bir sökülüp atılmaya başlandı. Celladına âşık olan idam mahkûmu misali batı ve batıla karşı Müslüman olduklarını söyleyenlerde büyük bir hayranlık ve aşk uyandırdı. Bu halkların zamanla İslam ile ilgileri sadece isimlerinden ibaret olduğu dönemler yaşanılır oldu. Bu durum onlarda batı ve batıl karşısında toptan ve her alanda aşağılık ve yenilmişlik durumunu kabul eden insan tiplerini çoğalmasına neden oldu. Bu coğrafyanın insanları düşmanları tarafından sürekli taşıdığı ve kabul ettiği değerlerin kendilerini asla kurtaramayacağı düşüncesine inandırıldı.
 
Teknolojik anlamda batıya ve batıla duyulan hayranlık beraberinde kültür erozyonu dediğimiz bir hayatın Müslüman coğrafyada hızla yayılmasına da neden oldu. Sadece ilim ve teknolojiyi alırız diyenler ne yazık ki sonradan batın bütün aşağılık değerlerini bu coğrafya halkına bir bir kabul ettirip yaşam tarzı haline getirdiler. Osmanlı döneminde bir tek vali ile idare edilen ve aynı zamanda barış ve esenlik yurdu olan Ortadoğu ve Kuzey Afrika Osmanlı’nın yıkılması ile birlikte adeta sınırları cetvelle çizilen on yedi devlet kuruldu. Bu coğrafya halkları batılılar tarafından göstermelik de olsa kurulan ulus devletçikler ile sıkı ilişkiler içerisine girerek onlarn İslam ile bağını tamamen kopardı destek verip yaptığı devrimler ile önce bu ulusların dilini sonra da dinini değiştirerek geçmiş ile olan bütün bağlarını kopardı.
 
Aslını inkâr eden haram zade misali ecdadını ve geçmişini hatırlatacak en ufak bir sembole hatta bir resme dahi müsaade etmeyecek kadar batının ve batılın çekim alanına girdiler. Bu halklar tarafından İslam yok sayılınca ki bundan kastım İslam’ın yaşanılan hayattan sökülüp atılmasıdır. Doğacak boşluklar gerek ceza hukuku gerek aile hukuku gerek ticari hukuk ve diğer bütün kanunların tamamı Allah’ın ve inananların düşmanı olan batıdan alınmak sureti ile bu boşluklar doldurulmaya çalışıldı. Batı ve batılın kapsam ve çekim alanına giren bu topluluklara hayat tarzı ve yönetim biçimi olarak tamamen insan aklının ürünü olan demokrasinin onları kurtaracak tek çare olduğu fikri ha bire pompalandı.
 
Gönüllü olarak kabul edenler kabul edip kurtulduklarını sanır iken bu düşünceye karşı çıkan veya kabul etmeyenlere ise son otuz yılda etmediklerini bırakmayarak Irak, Afganistan, Suriye, Libya ve benzeri ülkelere fiilen saldırarak milyonlarca en iyimser rakamlar ile bize bildirilen beş milyon masum halkı katletmek sureti ile sözüm ona bu ülkelere demokrasi getirdiklerini kendilerini zalim ve despotlardan kurtardıklarına inandırmaya çalıştılar ama ne yazık ki en büyük zulmü ve zalimliği kendileri yaptılar. Bu zalimler sonuçları belli olmayan ve sonuçları itibari ile sürpriz olan hiçbir seçime de müsaade etmediler. Bununla da kendi elleri ile yaptıkları putlarını yine kendileri yediğini büyük bir ustalıkta o halklardan gizlediler.
 
Şayet sonuçları sürpriz olan seçimler olmuş ise de hemen peşinden kendi uşaklarına darbe yaptırarak o ülkenin yönetimine el koydular. Buradan şunu hatırlatmakta fayda var: Mevcut sistem ile Müslümanlar sistem içi mücadele vermek yerine Allah’ın onlar için ortaya koyduğu siyasi tevhit esaslarını esas alarak mücadele etmeleri gerektiğini sanırım hatırlatmaya gerek yok. En son örnek olması açısından iki bin on iki yılında sistem içi mücadeleye ikna edilerek demokratik usullerle yapılan seçime katılan ve bu seçimde yüzde elli iki oy alarak seçimi kazanan ve bir yıl cumhurbaşkanlığı yaptıktan sonra darbe ile alaşağı yapılıp sonra da bir ömür boyu sonrada ikinci bir suçlama ile idama mahkum olan ancak altıncı yılında Mısır’ın zindanlarında ceza çekmeye mahkûm edilen ve katıldığı bir duruşmada son nefesini mahkeme salonunda veren merhum Muhammed Mursi’nin hayatından ders almayanlar acaba başka neyden ders alacaklar? Sorarım sizlere daha kaç Müslümanın aramızdan bu şekilde ayrılışına seyirci kalacağız?
 
İslam esas itibari ile insan aklının ürünü olan bütün yönetim biçimlerine özellikle de demokrasiye hiç benzemez ve bu düşünce ile taban tabana zıttır. İslam’ın mensubu olan ve onun yüceliğine inanan Müslümanlar taşıdıkları düşünceye aykırı ve ters olan hatta zıt bu sistemi hayatlarının bir noktasında kabul edip hayat tarzı haline getirmeleri durumunda ise asıl ve esas olan İslam’ı hayatlarından çıkarmış ve yitirmiş bir konuma düşerler. Bu günkü durum tam da böyle bir hali yaşadığımızın açık delili değil midir?
 
İnsan neyi yaşıyor ise dinide odur. Yaşantısı başka dini başka olamaz. Yaşanılan hayat aynı zamanda yaşayanın da dinidir. Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı veya ayrı olması gerektiğini iddia etmek ise tamamen İslam ve onun kitabı Kuran’a ve ayrıca onun yürüyen hali olan son elçisi Muhammed as. ı yeterince anlamamanın açıkça göstergesidir.
 
Zira her peygamber aynı zamanda ordusunun komutanı, devletinin başkanı, mescidinin imamı, evin de eşlerinin kocası ve çocuklarının babasıdır. Bunların hiç birisini batıla ve batıya ait anlayış ve düşüncede göremezsiniz o halde bize ait ve bizden olmayan batnın sözüm ona değerleriyle kendimizi ve insanımızı düzelteceğimize inandırmak için gayret sarf etmeyelim bilelim ki eğer bu hal üzere iken ölüm meleği gelip canımızı alır ise inanın bütün yaptıklarımız veya yapacaklarımız boşa gidecektir. Unutmayalım ki savaşlar cephede kazanılır ancak düşmana benzeyince de kaybedilir. Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.
 
 
First Page Next Page 1 Previous Page Last Page Sayfa 1 / 1 -- Listelenen Sayfa Sayısı 1
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Hayreddin KARAMAN
 R.Rıza , Hilafet ve Abdulhamid ...
............................................
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Faruk BEŞER
 Hükümlerdeki değişimin yasaları ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Hüseyin BÜLBÜL
 Kur’an İnananları Birleşmeye Çağırır ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Harun GÖRMÜŞ
 Nikâh ve Boşanma Üzerine ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Ömer YILDIZ
 Rabıta Nedir? Nasıl yapılır? Rabıta yapmak ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Sinan ULU
 Allah’ın Rasülleri İslam İçin Yaşadığı Top ...
............................................
 Yazar
 OSMAN COŞKUN
 Peygamber Kur’an’a Sizler İse Demokrasiye ...
............................................
 Yazar
 Muhammed CELİL
 Allah'tan Kimler Korkar ? ...
............................................
 Yönetim Kurulu Başk.
 Selahaddin ALIÇ
 Müslüman Olarak Yaşamak ...
............................................
 

Limonlu Suyun Sırrı !
03.01.2019

Kaybedilen Savaş BONZAİ !
03.01.2019

İŞTE ACI BİBERİN SAĞLIĞA FAYDALARI
03.01.2019

Psikolojinize zarar verdiği bilimsel olarak kanıtlanmış 6 gıda
17.08.2018

Çocuğunu seven okusun !
17.08.2018

Besin Alerjisi Olanlar İçin Yiyecekleri Test Eden Cihaz
17.08.2018

“Kırmızı et fiyatlarında sürekli artışın kök sebepleri ve Çözümler”
17.08.2018

1000’lerce yıl öteden gelen sağlık : ‘‘PROBİYOTİKLER’’
17.08.2018

İşte Her Gün Yumurta Yediğinizde…
17.08.2018

"Rize şekeri" üretimine başlanıyor..
17.08.2018

Tüm Haberler
Mail adresinizi ekleyin yeni faaliyetlerimizden anında haberdar olun.
Copyright © 2010 Helal Gıda Sertifikalandırma Merkezi
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir. İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.