SERTİFİKA MÜRACAATI EĞİTİM AKADEMİSİ MERAK ETTİKLERİNİZ
KURUMSAL

BELGELENDİRME
 
KURULLARIMIZ
 
İSTATİSTİKLER
Aktif Ziyaretçi 2 Kişi

Bugün 251 Kişi

Toplam Ziyaret 1.210.440  Kişi
 

"Okuyup Öğrenmek , Cehalet akıntısına karşı kürek çekmektir." S.ALIÇ

  KÜLTÜR KÖŞESİ MAKALELERİ 
   
Yazar Ünvanı Araştırmacı-Yazar
Yazar Hüseyin BÜLBÜL
 
 
 
Makale Tarihi :  03.01.2019
Kalplerin Titreme Zamanı Gelmedi mi ?
 İnsan herhangi bir işi yapmaya karar verdiği zaman ilk akla gelen şey, işe nereden başlamak gerektiği konusu önem kazanmaktadır.  Bulunduğunuz yerden kalkıp yürümek istediğinizde bile, ilk yapacağınız şey hangi istikamete gideceğinize, ne ile gideceğinize, kiminle gideceğinize, nereye kadar gideceğinize, niçin gideceğinize karar vermiş olmanız gerekir. Bunların tümünü daha yürümeye başlamadan önce düşünmelisiniz ki, hedefinize dosdoğru varabilmeniz mümkün olsun. Bunları düşünmeden yürümenin hiçbir önemi yoktur.  Bu nedenle önce bu konuları düşünce dünyanızda halletmiş olmalısınız. Çünkü iradeli bir davranışta düşünmenin önceliği vardır. İnsan önce düşünür sonra yapar. Düşünmeden yapmak sevki tabii ile hareket eden varlıkların özelliğidir.  “Ameller niyetlere göredir” hadisi ile anlatılmak istenen de bu olsa gerek. Önce niyet / düşünce sonra da düşünülen şeyi kuvveden fiile çıkarmak için eylem gelecektir. 
 
Düşüncemizin, içinde yaşadığımız toplumu düzeltmek gibi kutlu bir anlayış olduğunu var sayarak yola koyulalım. Bunun için işe nereden, kimden ve nasıl başlamamız gerekir? Bu konuda her düşünce sahibi bilir ki, düzelme ve bozulma daima merkezden taşraya doğru giden bir güzergâh izler. Toplumun çekirdeğini fertler oluşturmaktadır. Her fert bu toplumun en küçük parçası, toplum binasının bir tuğlası konumundadır. Bu nedenle fertten topluma doğru giden bir yol izlememiz kaçınılmaz olacaktır. Bu fertlerin ilkini kendimiz olarak görmek zorundayız. İşte bu işe başlarken kendimizden başlamamız doğru bir karar olacaktır. Çünkü insanlara doğru yolu göstermek üzere görevlendirilen tüm elçiler insanlara Allah’ın vahyini okurken, “İnananların ilki olmakla emrolunduklarını” hatırlatarak;  hiçbir konuda onlardan farklı bir konumda olmadıklarını, tebliğ ettikleri her şeye önce kendileri inanıp yaşadıklarını ifadeye çalışmışlardır. Bu örneklik tarihin her döneminde yerini korumuş, bizim için de korumaktadır. Kendi söylediğini yapmayan bir kimsenin sözüne kimsenin itibar etmeyeceği malumdur. Bu nedenle doğrularımız önce kendimizi doğrultacak sonra başkalarını düzeltecektir. 
 
Biz düzelmeden ne toplum düzelir ne de dünya düzelir. Bu nedenle insanlığı düzeltmek için gönderilen Allah elçilerinin “İnanların ilki olmakla emrolundum” ayetinin ışığı altında sırayla kendisinden, ailesinden, aşiretinden ve toplumuna doğru bir yol izlemesinin hikmeti budur. Fert -fert toplum düzelmeden o toplumun üzerine hiçbir doğru bina edilemez. Bu nedenle tüm Allah elçileri Rad suresi 11. Ayetinin mesajı doğrultusunda öncelikle halkın nefislerine hâkim olan yanlış düşünceyi değiştirmeye yönelmişlerdir. Bu yolda uzun yıllar verilen mücadelenin sonucunda ümmet oluşmuş; Allah da o ümmete birlik ve beraberlik ruhu, karşılıklı sevgi ve saygı anlayışı vererek gönülleri telif edilmiş; bu anlayışla hep birlikte Allah’ın ipine tutunarak güç-kuvvet ve devletin sahibi kılınmıştır. Ancak kutlu bir mücadeleyi başlatanlar, her zaman nihai sonucu göremeye bilirler. Nitekim bazı Peygamberler hiç ümmeti olmadan emri hak vaki olmuş; kimileri de bizzat kendi toplumu tarafından şehit edilmiştir. Ancak hepsi de kendilerine tevdi edilen Risalet görevinin hakkını vermek, kendisinden isteneni yerine getirme konusunda bütün imkânlarını kullanmışlardır. Yüklendikleri risalet görevini titizlikle ifa etmiş olmalarına rağmen,  davete muhatap olanlar tarafından kabul görmemiş olması elçilerin kusuru değildir. Sözü söyleyen gereği gibi söylemesine rağmen söz, kendisine söylenen tarafından gereği gibi anlaşılmamış veya anlamak istememiş olmaları ile ilgili bir durumdur. İşin sonunda elçilere inanmayanlar topluca yok edilirken; İman eden küçük bir topluluk da olsa Allah tarafından kurtarılmıştır.
 
 İnsanlık tarihi boyunca Nuh, Hud, Salih ve Lut kavimlerinin başına gelenler bu konunun canlı örnekleridir. Bu örneklikler tarihin her döneminde yaşanıla bilirliğinin mümkün olabileceğini göstermektedir. Bu sonuçlar Müslüman için ümitsizlik vermemelidir. Çünkü başarı sadece dünyevi kriterlere göre değildir. Bu yolda olmak esastır. Sonucu görmeden ölmek ile zaferi görmek arasında fark yoktur. Önemli olan hedefe giden yolda seferde olmak ve bu anlayış üzerinde ölmektir. “Allah yolunda öldürülenlere «ölüler» demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.” (Bakara 2/154)
“Eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, şunu bilin ki, Allah’ın mağfireti ve rahmeti onların (Yani ölmeyip ömrünün en son noktasına kadar yaşayanların) topladıkları bütün şeylerden daha hayırlıdır.” (Ali İmran 3/157) Bunun için bu yolda ölenle yaşayanlar asında bir ayrıcalık yoktur. Ayetin beyanına göre Allah yolunda ölen daha karlıdır. Bu durumu tespit ettikten sonra görünen odur ki işe bizler de kendi nefsimizden başlamak zorundayız.  
 
Fikren, filen ve ahlaken kendimizi düzeltmeden kimseyi düzeltemeyeceğimizi bilmek ve bu gerçeği kabullenmek hayati bir öneme sahiptir. Bunu başardığımız an toplum üzerinde de başarılı olacağımıza inanıyoruz. Aynen herkesi kapısının önünü temizlemeye ikna ettiğimiz zaman şehrin tüm caddelerinin temizlenmiş olacağından emin olduğumuz gibi… Ancak asırlardır bu ümmetin üzerine çöreklenen bir anlayış vardır ki, bu hastalıktan bir türlü kurtulmak mümkün olmuyor. Öğrendiğimiz doğruları başkalarının yanlışlarını tenkit etmek için bir silah olarak kullanma hastalığı. Hal bu ki bizler bu doğrularla önce kendimizi doğrultacaktık. Kur’an’ı öncelikle kendimize okuyacak,  öğrenecek ve öğrendiğimizi yaşayıp ahlak edinecektik. Edinecektik ki, Rabbimizin yoluna hikmetle, güzel öğütle çağıracak, mücadelenin en güzeli ile mücadele edecektik. Cahiller bize sataştığı zaman “size selam” deyip geçecek; “cahillerden olmaktan Allah’a sığınacaktık.” Sözü dinleyip en güzeline tabi olacak; aleyhimize bile olsa hakkı teslim edecektik. Birbirimize katlanacak, anlamaya ve anlaşmaya gayret edecektik. 
 
Allah’ın ipine topluca sarılacak, bir ve beraber olarak gücümüzü koruyacaktık. Allah için birbirimizi sevecek, dinde kardeşler olduğumuzu bilecektik. Düşmanlarımıza karşı şiddetli birbirimize karşı merhametli olacaktık. Kusurlarımızı örtmeye hatalarımızı bağışlamaya çalışacaktık. Kardeşlerimize karşı gönüllerimizden kin ve nefreti atacak, öfkelerimizi yutacak, birbirimizi Allah için sevecektik. Sadece Allah’a kulluk edecek sadece ondan yardım isteyecektik. Zalim ve kâfirlere destek olmayacak, fasıklara itibar etmeyecektik. Dünyanın süsüne aldanmayacak, mal ve evlatlarımızın fitnesine teslim olmayacaktık. Allah’ın rızasını dünya ve içindekilere tercih etmeyecektik. Malımızı ve canımızı Allah’a vererek karşılığında cenneti isteyecektik. Onun yolunda ölmeyi yaşamaya tercih edecektik. Gecelerimizi kaim gündüzlerimizi Saim olarak geçirecek, seher vakitlerinde secdelerde olacaktık. Komşumuz açken bizler tok olarak uyumayacaktık. 
 
Mallarını malımız canlarını canımız gibi koruyacak evlatlarını evladımız gibi görüp gözetecektik. Kardeşimizin ayağına batan dikenin acısını duyup ızdırabını gidermeye çalışacaktık. Bencillikten uzak duracak, kendimiz için arzu ettiğimizi kardeşlerimiz için de arzu edecektik. Atalarımızdan intikal eden cahili duygu ve düşüncelere itibar etmeyecek, küfrü imana tercih eden yakınlarımıza sevgi ve sempati beslemeyecektik. Siyahî bir köle başımıza emir olsa, Allah ve Resulüne itaatle emrettiği sürece onu dinleyecek ve itaat edecektik. Allah’a isyanı emreden babamızda olsa dinlemeyecek itaat etmeyecektik. 
 
Toplumun menfaatini kendi zararımıza tercih edecek, ümmetin hukukunu koruyacaktık. Kıyamet kopuyor olsa bile elimizdeki bir fidanı yere dikecek, doğayı kirletmeyecek,  tabiatın dengesini bozmayacaktık. Doğrularla amir olacak, yanlışlardan uzak duracak, hakkı ve sabrı tavsiye edecektik. Gözümüzü haramdan, dilimizi yalandan uzak tutacak, helalimizden başkasına yönelmeyecek, namusumuzu koruyacaktık. Bütün bunları yaparken hiçbir kınayıcının kınamasına itibar etmeyecek, Rabbimizin razı olduğu hal ve yol üzere devam edecektik. Bu minval üzere meşruiyet dairesinde yaşayan bir Müslüman olmaktan başka bir düşüncemiz olmayacaktı.  Böylece Allah’ın istediği gibi bir Müslüman olacak, insanları hakka çağıracak iyiliği emredecek kötülüğü yasaklayacaktık. Ama ne oldu ki bu ideallerimizin birçoğunu ayaklar altına aldık? Eğirdiği ipinin kıvrağını bozan kadın gibi yaptıklarımızı heder edip iblisin tuzağına düştük. Başkalarına öğüt verip kendimizi müstağni gördük. 
 
Birliğimizi, dirliğimizi, kardeşliğimizi korumak için mücadeleyi bırakıp mazeretlerin arkasına saklandık. Cahili değer yargılarına teslim olduk. Yetmedi onları yüceltmek için kolları sıvayıp işe koyulduk. Densizleştik, bencilleştik yetmedi bireyselleştik derken oda yetmedi kendimizi “biricik eşi bulunmaz Hint kumaşı” sanmaya başladık. Böylece tüm gücümüzü, kuvvetimizi, rüzgârımızı yitirdik.  Batılın karşısında aciz kaldık Güzümüzün önünde paylaşılan mülkümüze sahip çıkamayacak duruma düştük. Bu zilletin zamanı daha dolmadı mı? Gönüllerin Allah’ın zikriyle/ Kur’anla titreyip kendine dönme zamanı gelmedi mi? Bunca mazlumun imdadına koşmanın, zalimlere hak ettikleri karşılığı vermenin zamanı gelmedi mi? 
 
Özetle Müslüman olduğumuzu hatırlamanın zamanı gelmedi mi? Gelmedi diyorsanız Rabbimizin şu sözüne kulak verelim verelimde taş kesilen yüreklerimiz titreyip kendine gelsin: “İman edenlerin Allah’ı anma ve O’ndan inen Kur’an sebebiyle kalplerinin titreme zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan birçoğu yoldan çıkmış kimselerdir. “ (Hadid 57/16) Sözü dinleyip anlayan düşünen ve doğrusuna tabi olan duyarlı müminlere selam olsun temennilerimizle!..
 
 
First Page Next Page 1 Previous Page Last Page Sayfa 1 / 1 -- Listelenen Sayfa Sayısı 1
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Hayreddin KARAMAN
 Din, kültür, medeniyet sapkınları boş durm ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Hüseyin BÜLBÜL
 Dinde Peygamberin Örnekliği ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Harun GÖRMÜŞ
 Bilim ve Din Çatışır Mı? ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Haydar ÖZTÜRK
 Taklit ve Atalar Kültür ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 OSMAN COŞKUN
 Gazze Halkına Gazel Okuyan Müslüman Coğraf ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Muhammed CELİL
 Sözün Bittiği Yer Gazze ...
............................................
 Üni. Öğretim Üyesi
 Dr.Cahit KARAALP
 Davet Yolunda Dikkat Edilecek Hususlar ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Abdülaziz KIRANŞAL
 Ramazan ve takva etkisi ...
............................................
 Aile Danışmanı
 Asiye TÜRKAN
 Zulümden yorgun düşen bizler! ...
............................................
 Yönetim Kurulu Başk.
 Selahaddin ALIÇ
 Ramazan ve Duyarlı Müslüman.. ...
............................................
 

Enerji içeceklerinin fazla tüketimi çocuklar için tehlike kaynağı
26.02.2022

Bilim insanlarından "kahve" araştırması: Ömrü uzatıyor
25.02.2022

Nadir görülen genetik bir hastalık: Progeria
23.02.2022

Ölüm anında insan beyninde neler oluyor?
23.02.2022

Antibiyotikler Tedavi Özelliğini Kaybediyor
22.02.2022

Gereksiz Aspirin Mide ve Beyin Kanamsı Nedeni
20.02.2022

Her 100 Kişiden Birinde Çölyak var.
20.02.2022

Çocukları Bekleyen Büyük Tehlike.
19.02.2022

Cilt Kreminde Civa Çıktı.
18.02.2022

Skandal ! Hamburgerde İnsan ve Fare DNA'sı bulundu.
15.02.2022

Tüm Haberler
Mail adresinizi ekleyin yeni faaliyetlerimizden anında haberdar olun.
  Kuruluş 2010 : Selahaddin ALIÇ Copyright © 2010-2021 Hedem Helal Denetim ve Sertifikalandırma Merkezi
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir. İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.