SERTİFİKA MÜRACAATI EĞİTİM AKADEMİSİ MERAK ETTİKLERİNİZ
KURUMSAL

BELGELENDİRME
 
KURULLARIMIZ
 
İSTATİSTİKLER
Aktif Ziyaretçi 5 Kişi

Bugün 340 Kişi

Toplam Ziyaret 1.074.656  Kişi
 

"Okuyup Öğrenmek , Cehalet akıntısına karşı kürek çekmektir." S.ALIÇ

  KÜLTÜR KÖŞESİ MAKALELERİ 
   
Yazar Ünvanı Araştırmacı-Yazar
Yazar Enes TARIM
 
 
 
Makale Tarihi :  29.07.2021
İslâmî Çöküş
Müzik dinlemeyi sever misiniz?
 
Bu soruyu geçmişte sormuş olsak belki bir anlam ifade ederdi ama bugün için anlamsız bir soru olduğunun farkındayım.
 
Ama seksenli yıllarda müzik dinlemek bir İslamcı için caiz olmayan bir şeydi.
 
Müzik aletlerinin çıkardığı sesin zevk unsuru olması beraberinde hakkında Kurandan ayet olmasa da nebi hadisleri ve mezhep imamlarının fetvalarından yola çıkarak haram sayılır, dinleyenler ayıplanırdı.
 
Hatırlıyorum da Ahmet Kaya kasetleri ilk çıktığı yıllarda -ki seksenli yıllardı- caiz görmesek te devrimci içerik bizi kendisine çeker; gizli gizli Ahmet kaya dinlerdik.
 
İslami müzik alanında da çıkan ilk ezgiler müziksiz sadece ses içerikli ezgilerdi. Beraberinde birer radyo tiyatrosu tadındaki bant tiyatroları…
 
Sonrasında tüm müzik aletlerinin katılımıyla yeşil pop söylemi altında İslami ezgiler ve ilahiler furyası başladı.
 
O günlerden bugünlere her şeyin; her türlü kadın erkek sesin ve müzik aleti dinlemenin normal addedildiği günlere geliverdik.
 
Şimdilerde ezgi filan da dinlemiyoruz. Artık cazibesini yitirerek bazen nostalji anlamında dinlediğimiz ilahiler hariç…
 
***
 
Bugün gençlerin plak ya da kaset almasına gerek yok.
 
Onlar bizden farklı olarak yeni çıkan müzik parçalarını yayınlanır yayınlanmaz internet üzerinden anında ulaşarak haberdar olup dinleyebiliyor.
 
Ve baktığınızda Youtube de yayınlanan müzik parçalarının milyonlarca hatta bazılarının milyarlarca tıklandığını görüyoruz.
 
Bizim çocuklarımız da dâhil tüm dünya gençliği dünya starlarına anında ulaşıp onları canlı takip edebiliyor etkinliklerinden haberdar olup iletişime geçebiliyor.
 
Suriye’deki, Iraktaki, Suudi Arabistan’daki, ya da Afrika’daki herhangi bir genç ABD ya da Avrupa’daki akranı kadar hızlı ulaşabiliyor her şeye.
 
Onları izliyor, ezberliyor, taklit ederek giyimi kuşamı tüketim alışkanlıkları ile yani her şeyiyle onlar gibi olmaya çalışıyor.
 
Batının kültür elçileri tüm dünyayı sarıp sarmalamış durumda.
 
Onlar, teknolojiyi bilginin yanında bir silah gibi kullanarak düşünce, kültür ve diğer emperyal unsurlarını dünya toplumlarına şiddet ve güç kullanmadan teknolojik gelişmişliği ile dayatıyor.
 
Ve bugün sömürgecilik çoğu zaman kültürel/kolonyal sunumlarla gönüllü teslimiyetler şeklinde tezahür ediyor; herhangi bir dayatma ve baskı olmadan.
 
Tüm yeryüzü kavimleri “insan hakları, halkların kendini yönetimi, demokrasi ve özgürlük” gibi süslü kelimelerle batının kültür ve medeniyetini yansıtan sistemin derin tahakkümü altında.
 
Tüm insanlığı yönetim sistematiğinden kültürel eğitimine tüketim ekonomisinden maliyesine askeri savunma sistemlerinden tarımsal üretim tekniklerine kadar her şeyi ama her şeyi ile onlar belirliyor yönlendiriyor.
 
Yiyeceğimizden içeceğimize giyeceğimizden barınağımıza okuyacağımız kitaplardan izleyeceğimiz filmlere kadar global bir endüstri ağı içerisindeyiz.
 
Onlar bu global ağ içerisine gönüllü katılım sağlamayan coğrafyaları da bazen bizzat güç kullanarak bazen de ambargolarla zayıf düşürüp istila ediyor tüm yeraltı-yerüstü zenginliklerine el koyarak sömürüyor.
 
Uyduruk bahanelerle askeri müdahalelerle saldırarak iktidarlar devşiriyor; kukla hükümetler kurup geri çekilerek arka plandan yönetiyor.
 
Kimi zaman sivil kadın ve çocukların kaldığı yerleşim yerlerini bombalarken, kimi zaman da kucağında insani yardım malzemeleri ile onların karşısına çıkıyor.
 
Geldiğimiz süreçte tüm yeryüzü ister gönüllü birlikteliklerle isterse de gönülsüz onların kuşatma ve tahakkümü altında.
 
Ve kesin olan şey ise, onların kesinlikle İslami değerlere tahammülünün olmaması…
 
***
 
Tüm bunlara rağmen bizlerse zihin dünyalarımız batı tarafından işgal edilip düşünce ufkumuz kısırlaştırıldığı için dünyayı olayları geçmiş tarihi İslami bakış açıları ile değil seküler okuyuşlarla anlamaya çalışıyoruz.
 
Ve bu durum yani dünyayı, tarihi ve olayları seküler okuyuşlarla anlamaya çalışmak, birlik ve bütünlük dengemizi bozarak çok farklı bakış açılarına ve tanımlamalara sahip olmamız sonucunu doğuruyor.
 
Bu bakış açısı bizlere batıcı bir kültürel bakış ve düşünce profili kazandırarak onların değer sistemleri paralelinde olayları gözlemlememizi ve bir Avrupalı gibi davranarak her şeyi öyle içselleştirmemizi sağlıyor.
 
Nesnelliği tarihi sosyolojiyi dini gelenek ve örfü tanımlamada kullandığımız kavramlar artık Avrupalı insanın kullandığı batılı tanımlama ve kavramlar. O yüzden beraberinde her daim batının modern uygarlığının eşsizliği, benzersizliği, üstünlüğü gibi iddialar taşıyor.
 
Tüm bu kavramlar bizler farkında olmadan toplumlarımıza kültür emperyalizmi aracılığıyla dayatılıyor.
 
Böylece Batı uygarlığının gücü, üstünlüğü ve hâkimiyeti artık İslam coğrafyalarında Müslümanları batının kültür ve medeniyeti ile şekillenilmesi gerektiği, bunun tabii bir vaka olduğu; bu yapılmadığı takdirde çaresiz yok oluşlara gebe kalacağımız düşünce zeminine mecbur bırakıyor.
 
O yüzden evrensel özgürlük ve insan hakları kavramının İslami değerler sistemini kapsamaması hiç dikkatimizi çekmiyor; çekse de umurumuzda olmuyor.
 
Uygar dünyada zayıfların, güçsüzlerin, ötekilerin hiçbir zaman ifade özgürlüklerinin olmayışı bizi rahatsız etmiyor.
 
Özgürlük tanımlamasının sadece Avrupalı değerleri kapsaması ve batıya tabi tabi olanlar için olması bizim için bir olumsuzluk içermiyor.
 
O yüzden bugün haklar ve özgürlüklerin sadece liberal ve seküler dünyanın hakkı olduğunu düşünüyor; Modern dünyada sadece batının aklı mantığı bilgisi ve değerlerinin tek değer olduğunu kabulleniyoruz.
 
İslami değer ve tasavvurlar idealler artık İslam toplumları için bu yüzden olsa gerek hiç bir şey ifade etmiyor…
 
***
 
Özelde birey olarak Müslümanlar genel olarak ta tüm İslam dünyası uzun süreden beri seküler anlamda liberalleşme çabaları altında küresel bir projenin neticesi olarak kültürel bir dönüşüm yaşıyor. Bu dönüşümün temelinde” İslami Demokrasi, Seküler İslam, Liberal İslam” gibi yumuşatıcı paket kavramlar var.
 
İslam dünyasında artık Allah’ın hükmedici olduğu ve bunun bir akide meselesi sayıldığı inancı maalesef kalmadı. İslami değerler silsilesi ve tevhidi dönüşüm ideali hiçbir asırda bugün olduğu kadar böyle yıpranmamıştı.
 
Kültür ihracı yoluyla küresel/seküler projeler liberalleşmeyi tetikleyerek tüm yeryüzünü emperyal sisteme dâhil etti.
 
Müslümanların bugün tüm dünyada görünür ölçüde bu meyli ve bu seküler projelerin gönüllü birer nesnesi haline gelme isteği şüphesiz düşünce dünyamızdaki önderlerin niteliksiz oluşu ve kendini yenilemeyişi ile yakından ilgili olsa gerek.
 
Ülkemiz özelinde İslami düşüncenin merkezinde yer alarak Müslüman kitlelere önderlik eden, yol gösteren kesimlerin tevhidi düşünme melekesini kaybederek seküler bir fikri fakirliği tercih etmesinin sonuçlarını önümüzdeki yıllarda daha net göreceğiz.
 
Bu zihinsel çölleşmenin beraberinde gayrı İslami iktidarlara teslimiyeti getirerek gücünü iktidardan alan ve geleceğini iktidara ipotek eden nesillerin bir iflasa sürüklemesi neticesini doğuracağı tabii idi.
 
Niteliksiz lider hoca efendi ve tarikat liderlerinden müteşekkil bir İslamcı ekip yüzyıllardır biriken “inkılabi İslam” enerjisini bir bilinç kaybı beraberinde bağımsız düşünme melekesini yitirip beşeri güçlere meylederek kendileri ile beraber tüm toplumu da seküler sisteme yamadılar. İslami hareketliliği ve dinamizmi kıytırık menfaatler karşılığı satarak tevhidi düşünceyi heba ettiler.
 
Şüphesiz bunun en büyük nedeni İslam toplumlarına önderlik iddiasında olan ulemanın çapsızlığıdır. İslam dünyası çok uzun zamanlardır nitelikli ilim sahibi tevhidi önceleyen fedakâr düşünürlere sahip değil.
 
Bugün karşı karşıya bulunduğumuz bu bitiş, tükeniş büyük ölçüde İslam adına söz sahibi olanların dünyayı ahirete tercih ederek batının seküler projelerine teşne olmalarından mütevellittir.
 
Yaşadığımız toplumda artık İslami ideal ve isteklerden maalesef çok uzaklardayız.
 
Ve artık toplumun tüm halk katmanlarından aforoz edilmiş durumdayız.
 
Vizyonsuzluk adaletsizlik ve tarafgirlik girdabında can çekişerek boğuluyoruz.
 
Muhalif düşünen herkesin korku altında yaşadığı bir ülkede bunun sorumluluğunun İslami değerlere mensup insanlara yüklendiği bir zeminde zaten hangi İslami davetten hangi İslami değerden bahsedile bilinir ki…
 
Bahsedilse de İslamcı bir pratikte çöküşü, dışlanmışlığı, horlanmışlığı, kayırmacılığı, adaletsizliği özgürlüklere atılan düğümleri bizzat yaşayan, soluyan toplum kesimleri artık hangi İslamcının söylem ve sloganlarına inanır ki.
 
Gayrı İslami iktidarlara sonsuz kredi vererek her türlü icraatını destekleyerek kefil olan ve beraberinde hiçbir şeklide eleştiri yapma cesareti gösteremeyerek edilgen pasif güce tapınmacı kimlikler ile siyaset sahnesinde gezinen İslamcılara artık kim neden inansın ki.
 
Bu İslami kimlik bu topluma bundan sonrası için ne verebilir.
 
Toplum onların hak özgürlük adalet söylemlerine neden inansın ki?
 
***
 
İşte bunun içindir ki bizler İslam'ı toplumsal pratiğe dönüştürebilme şansımızı kaybettik.
 
Manevi tasavvufi içsel dindarlıklara; sadece ruhani/manevi/içsel ritüel bir din algısına kitleleri mecbur kıldık.
 
Bu durumla ilgili olarak, bütün Müslümanların ahlaki/vicdani sorgulamalar yapması, İslami düşüncenin çöküşü ile ilgili empati yapması elzemdir.
 
Spinoza der ki: ” Kitleler tanrıyı kandırmak ister…”
 
Bu kandırma dini sadece ritüllere indirme şeklinde gerçekleşir.
 
Yani günde belirli zamanlarda üç beş dakika bazı ritüelleri yaparak geri kalan yükümlülüklerden feragat etmek şeklindedir bu kandırış.
 
Allah’ın hayata hükmedici, iyiliği emredici kötülükten nehyedici emirlerinden kaçınarak göstermelik ibadetlerle dini alanı geçiştirip dünyayı sahiplenmektir bu kandırmaca.
 
Oysa bu aslında sadece kendini kandırmadır.
 
Bu kandırmacanın akıbeti büyük bir çöküştür; büyük bir İslami çöküş.
 
Nedeni her daim toplumların sergilemekte olduğu sorumsuzluklar keyfilikler ve yozlaşmalardır.
 
İslami düşüncenin kişisel ibadetler toplamına dönüşmesinden bu toplumdaki her Müslüman fert sorumludur.
 
Toplumun İslam’a yabancılaşması, deizme meyli, seküler akla teslimiyetinin sorumlusu bizzat İslami cemaat /toplum/hareket iddiası olan her İslamcı ferttir.
 
Müslümanların bu durumdan kurtulmak için çalışmaması düşünmemesi her hangi bir proje üretmemesi onların başka gerçekliklerin dünyasında, sanal bir dünyada yaşıyor oluşunun bir delilidir.
 
Düşünmeyen, üretmeyen, tartışmayan, katkıda bulunmayan, müşavere etmeyen, sorgulamayan, itaat eden, boyun eğen eleştirmeyen muhalefet etmeyen her Müslüman birey tüm bu yıkıntıdan harabeden çöküşten sorumludur.
 
Düşünmeyen, taklit eden itaat eden yığınlar sadece bilinçsiz sürüler oluşturur, cemaat değil.
 
İçerisinde bulunduğumuz kaos ortamını ve dindarlığın geleceğini yazmalı ve konuşmalıyız.
 
Kendilerinden başkasını görmeyen, bencil/sorumsuz/sahte liderliklere ödün vermemeliyiz.
 
Önümüzü kapatan bizi seküler projelere mahkûm edenleri mahkûm ederek onların büyülü efsunlu sislerini dağıtabilmeli; herkesin her şeyi şeffaf bir şekilde net görebilmesini sağlayabilecek hareketler, teşebbüsler başlatabilmeliyiz.
 
Ufkumuzu kapatan kısıtlayan bağlayan bizi umutsuzluk girdaplarında dolaştırarak umudumuzu kıran ideallerimizi baltalayan tüm olumsuzluklardan ari olmalı önümüze bakabilmeliyiz.
 
Aksi olan her hal bir İslami çöküştür.
 
En az bir Nuh tufanı kadar manevi bir çöküş.
 
Büyük bir büyük İslami çöküşün arifesindeyiz…
 
Selam ve dua ile…
 
First Page Next Page 1 Previous Page Last Page Sayfa 1 / 1 -- Listelenen Sayfa Sayısı 1
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Hayreddin KARAMAN
 Kaçınılamaz durumlarda haramdan gözü sakın ...
............................................
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Faruk BEŞER
 Nebi, Resul ve Peygamber ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Hüseyin BÜLBÜL
 Tek Kaynak-Temel Kaynak Meselesi ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Harun GÖRMÜŞ
 İslâm’ı Hayattan Uzaklaştırmak ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Ömer YILDIZ
 Bugün Peygamberimiz Yaşasaydı Camilerimize ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 OSMAN COŞKUN
 Yaşadığı Dini Allah’ın Dini Zannedenler Ka ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Muhammed CELİL
 İslamda Kardeşlik Ruhu ...
............................................
 Üni. Öğretim Üyesi
 Dr.Cahit KARAALP
 Tevhid ve Şirk'i anlamak üzerine.. ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Abdülaziz KIRANŞAL
 Bela ve Musibetlerin Manevi Sebepleri ...
............................................
 İlahiyatcı-Çevirmen
 Harun ÜNAL
 Başınıza gelen her musibet, ellerinizle ya ...
............................................
 Yönetim Kurulu Başk.
 Selahaddin ALIÇ
 Bağışıklık Sistemimizi Nasıl Güçlendirelim ...
............................................
 

Antibiyotikler Tedavi Özelliğini Kaybediyor
30.07.2021

Gereksiz Aspirin Mide ve Beyin Kanamsı Nedeni
30.07.2021

Her 100 Kişiden Birinde Çölyak var.
30.07.2021

Çocukları Bekleyen Büyük Tehlike.
30.07.2021

Cilt Kreminde Civa Çıktı.
30.07.2021

Skandal ! Hamburgerde İnsan ve Fare DNA'sı bulundu.
30.07.2021

Yoğurt Suyunun İnanılmaz Faydaları.
30.07.2021

Türkiyede 8 Çocuktan Biri Astım Hastası.
30.07.2021

Hangi Meyve Hangi Hastalığa iyi Geliyor.
30.07.2021

Türkiye'de her 5 kişiden biri KOAH
30.07.2021

Tüm Haberler
Mail adresinizi ekleyin yeni faaliyetlerimizden anında haberdar olun.
  Kuruluş 2010 : Selahaddin ALIÇ Copyright © 2010-2021 Hedem Helal Denetim ve Sertifikalandırma Merkezi
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir. İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.