SORU: Nuh Tûfanı tüm dünyayı mı kapsadı yoksa sadece ilgili kavmin üzerinde mi gerçekleşti?
CEVAP: Nuh tufanı olarak bilinen olayın bölgesel mi yoksa küresel mi olduğu ile ilgili açık bir ifade yoktur. Konuya “Sünnetullah” çerçevesinden bakmanın doğru olacağını düşünüyoruz. Bu konudaki ilahi yasa şudur:
“Hiçbir kasaba halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz.” (26/208)
“Rabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamberi memleketlerin merkezine göndermedikçe, o memleketleri helâk edici değildir. Zaten biz ancak halkı zalim olan memleketleri helâk etmişizdir.” (28/59)
Burada iki ihtimal var. Birinci ihtimal Nuh (as) ın yaşadığı dönemde insanlık sadece Nuh (as)’ın içinde bulunduğu kavimden ibaret olduğu düşünülebilir. Onlara da gerekli tebliğ uzunca bir dönem yapılmasına rağmen kabul etmedikleri için (66/10), (11/45) Çaresiz kalan Nuh (as) da Rabbine şöyle dua etmiştir:
“… Onlar kulumuz Nuh’u yalanlayarak «Bu adam delidir» dediler, onu görevinden alıkoydular.
“Bunun üzerine, Rabbine: Ben yenik düştüm, bana yardım et! diyerek yalvardı.” (54/9-10)
“Nuh: «Rabbim! dedi, yeryüzünde kâfirlerden hiç kimseyi bırakma!»
“Zira sen onları bırakırsan kullarını yoldan çıkarırlar ve sadece ahlâksız ve kâfir çocuklar doğururlar.” (71/26-27)
Bu temenniden sonra tufan gerçekleşmiş ve iman etmeyenlerin hepsi suda boğulmuşlardır. İman eden topluluk da Nuh (as) ile gemiye binerek kurtulmuşlardır.
“İşte bunlar, Allah’ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem’in soyundan ve gemide Nuh ile beraber taşıdıklarımızın neslinden, İbrahim ve İsrail’in soyundan, hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdir. Kendilerine Rahmân (olan Allah)ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.” (19/58) buyurulan bir nesil olarak devam etmişlerdir.
İkinci ihtimal ise, Nuh (as) ‘a muhatap olan kavmin dışında da insanların olduğu ihtimalidir. Yine sünnetullahın sonucu olarak tüm kavimlere uygulandığı gibi peygamberlerin davetine muhatap olup da kabul etmeyenler cezalandırılırken; henüz davet kendilerine ulaşmayan toplumlara ise mühlet verilerek bu azaptan uzak tutulmuş olmaları ihtimalidir. Çünkü Allah:
“Hiçbir kasaba halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz.” (26/208) buyurmaktadır. Ayrıca Nuh (as)dan sonra da bu sünnetin devam ettiğini görüyoruz:
“Nuh’tan sonraki nesillerden nicelerini helâk ettik. Kullarının günahlarını bilen ve gören olarak Rabbin yeterlidir.” (17/17)
“Rabbin, kasabaların halkı ıslah olmuşken, haksız yere onları yok etmez.” (11/117)
Bu ve benzeri ayetlere bakarak peygamber gönderilmeyen ve helaki hak edecek seviyede bir sapıklığa da bulaşmayan toplumlara Allah mühlet vermiştir. Örneğin: Lut kavmini, Âd ve Semut kavimlerini helak ederken helak sadece bu kavimlerin iman etmeyenleriyle sınırlı kalmıştır. Örneğin Medyen de Şuayb (as) ‘ın kavmi helâk edilirken , Mısırda hüküm süren Firavunlara mühlet verilmiştir.
Şuayb (as) milletine şöyle dedi: “Ey Milletim! Bana karşı gelmeniz, Nuh milletine veya Hud milletine yahut da Salih milletine gelen felaketin bir benzerini, sakın başınıza getirmesin. Lut milleti sizden uzak değildir.” (11/89)
“Buyruğumuz gelince, Şuayb’ı ve beraberindeki inananları katımızdan bir rahmet olarak kurtardık. Haksızlık yapanları bir çığlık yakaladı, oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.” (11/94)
Allah Taala’nın toplumlara uygulamış olduğu bu sünnetinin gereği olarak, Nuh (as)’ın kavmine gönderilen tufanın da bu kavimle sınırlı olduğunu anlamak mümkündür. Ancak o günün dünyasında diğer coğrafyalarda da insan unsurunun olup olmadığı bilgisine sahip değiliz. Eğer o gün yaşayan insan nesli sadece Nuh (as)’ın bulunduğu kavimden ibaret idiyse Nuh (as)’a ikinci adem denilmesi tezi doğruluk kazanır. |