SERTİFİKA MÜRACAATI EĞİTİM AKADEMİSİ MERAK ETTİKLERİNİZ
KURUMSAL

BELGELENDİRME
 
KURULLARIMIZ
 
İSTATİSTİKLER
Aktif Ziyaretçi 1 Kişi

Bugün 251 Kişi

Toplam Ziyaret 1.210.440  Kişi
 

"Okuyup Öğrenmek , Cehalet akıntısına karşı kürek çekmektir." S.ALIÇ

  KÜLTÜR KÖŞESİ MAKALELERİ 
   
Yazar Ünvanı Araştırmacı-Yazar
Yazar Muhammed CELİL
 
 
 
Makale Tarihi :  02.02.2023
“İman Edip Sabredenleri Müjdele”
‘İman ve sabır,’ insanoğlu ilk yaratıldığı günden beri ya Allah’a kul olmuştur ya da Allah’tan gayrıya. Allah’a kul olanları Allah bazı denemelerden/sınamalarda bulunmuştur; bakalım imanlarında ne kadar samimi ve sebatkardırlar diye. (Ankebut 2) ‘Ben Allah’a iman ediyorum’ demek, bir iddiadır ve iddia sahibi de iddiasını ispata mecburdur. Bundan dolayıdır ki iddia sahibi testten geçirilecek ve kendisi için değer addeden birçok şeyle sınanacaktır. Sağlam bir imana sahip olan Müslim, dine kıyısından köşesinden gevşek bağlananından; sadık ve ihlaslı Müslim, riyakâr olanından ayrılacak. Böylelikle tövbe edip arınan (temizlenen) günahında ısrar edenden; itaatkâr olan isyankâr olandan, sabreden şikayet edenden, şükreden nankörlük edenden, mücadele eden gevşeklik ve tembellik edenden seçilip ayırt edilmiş olacak.
 
“Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.” (Bakara 155)
 
Bu yolun yolcuları (Mü’minler) tarihin her devresinde az veya çok hep olmuşlardır. Kur’an’ı Kerimde, öncekiler sonrakilere örnek olarak gösterilmiş, iman yolunun yolcuları bir tek kendilerinin olmadığı ve kendilerinden öncede bu yolda yürüyenler çeşitli denemelerden geçirildiği hatırlatılmıştır. “Yoksa siz, kendinizden önce gelip geçenlerin hâli (uğradıkları sıkıntılar) başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluklar, öyle sıkıntılar dokundu ve öyle sarsıldılar ki, hatta Resül ve beraberinde iman edenler: Allah’ın yardımı ne zaman diyorlardı. Şüphesiz Allah’ın yardımı yakındır.” (Bakara 214) Bela ve musibetlere sabretmek de cenneti talep edenlerin üstleneceği çetin amellerden sayılmıştır.
 
İslam davası ve kendini de bu davanın adamı görenler bilmelidirler ki, bu dava dünyada hiç kimseye rahat, zevk, mutluluk ve istirahat vaat etmiyor; aksine bunları ahirete tehir ediyor. Davasına sadakat gösterenleri ve bu uğurda musibetlere, darlık ve yokluklara sabredenleri Rabbimiz şöyle müjdeliyor: “…Yalnız sabredenlere, mükâfatları hesapsız ödenecektir.” (Zümer 10) 
 
Davası uğrunda yılmadan mücadele eden, başına gelen sıkıntılara katlanan için, cihad ve sabır, iman etme iddiasında bulunanların sadakat sınavını oluşturur, o yüzden ayet-i kerimede bu ikisi cenneti talep edenlerin üstleneceği çetin amellerden sayılmıştır. “Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete girivereceğinizi mi sandınız?” (Âl-i İmran, 142) Allah yolunda sebat edip cihad edenlerle böyle olmayıp da davasına güveni kalamayıp da yılgınlık gösterip, atalete kapılıp usanan, mücadeleyi bırakanlar ayırt edilsin diye imtihan yapılmaktadır. Mü’mün için sıkıntı ve musibetler imanının olgunlaşmasına, zorluklara karşı sabredip dayanma gücü kazanmasına neden olacağı gibi süfli yönleri törpüleyip günah ve çirkinliklerden arındırır. “Madenin ateş potasında kaynatılarak cevheri cürufundan ayırma amelesi” gibi (Müfredat. Fitne mad).
 
Hayatın her anının imtihan olduğu bilincine erenler, onu istikamet üzere yaşarlar. Dünya engellerinden ve insanı Rabbinden uzaklaştıracak sebeplerden etkilenmeden ve kulluğuna zarar vermeden yola devam etmek ne kadar da güç… İşte bu nedenle iman ve sabır olmadan ve Mü’minlerle beraber tavizsiz bir harekette yer almadan engellerle mücadele daha bi zor hatta imkânsız gibidir.
 
“Her nefis (can) ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan (fitne) ediyoruz ve siz bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya 35)
 
Biz bize bahşedilen veya taktir edilen şeyler için, neyin hayır neyin de şer olduğunu tam olarak kestiremeyiz, çünkü sınama iki türlüdür; “…Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.” (Bakara 216)
 
Sonuç odaklı düşünmek ve eylemde bulunmak, Mü’mince bir tavır değildir. Bize yakışan, Allah’ın rızasıdır. Bu dünyada kazanmak veya kaybetmek ne kazançtır ne de kayıptır, önemli olan Allah’ın rızasını kazanmış mıyız yani ahiret odaklıdır. Allah’ın razılığını kazandıramayan her türlü makam ve her türlü mevki unutulmamalı ki, kesinlikle bir kayıptır, asla kazanç değildir.  Kur’an’ Kerim insanın, erkek, kadın, mevki, sınıf, zenginlik, ırk, iklim, bölge farkından kaynaklanan ve insanlar tarafından bunlara verilen üstünlükleri tamamıyla siler atar. Onların yerine, değer ölçüsü olarak insanın kendi inanç, gayret, sabır gibi çabasının ürünü olan salih ameli esas ölçü olarak alır. Allah katında, insanlar arasındaki eşitlik takva ile değişir ve takva üstünlük ölçüsü olduğu belirtilir. (Hucurat 13)
 
“Sabredenleri müjdele”; bu müjdeye mazhar olmak herkese nasip olmaz. Çünkü Kur’an’ın bizlere anlattığı sabırla, bizim toplumun anladığı sabır birbirinden çok farklı şeylerdir. Şöyle ki; bizim toplumun kahir ekseriyetinde sabır; boynunu bükmek, hiç bir şey yapmadan Allah’a havale etme, “bir yanağına vururlarsa öbürünü çevirmek,” yapılan haksızlıklara ses çıkarmamak kısacası miskin ve sefihliğin adı sabır olarak telakki edilir olmuş! Ve bundan dolayıdır ki, sabrı şöyle tarif ederler: ‘Acı, yoksulluk, haksızlık vb. üzücü durumlar karşısında ses çıkarmadan onların geçmesini beklemektir.’ (ileilgili.org)
 
Bu türden sabır; eylemsizlik, tepkisizlik, edilgenlik yahut acizlik halidir. Bu anlayışın bizde kök salmasına büyük oranda gelenek ve Tasavvuf yataklık etmiştir. Hinduizm, Budizm, Musevilik, Hristiyanlık ve diğer birçok inançta bu anlayış en önemli erdem olarak görülür ve aynı formatta tasavvufun da başat kavramlarından sayılır. Bu inançlar İslam’dan önce olduğuna göre, onlar ‘bizden’ değil ‘biz’ onlardan almışızdır. Böylesine zillete, tembelliğe, düşkünlüğe ve miskinliğe mahkûm eden bir katlanmanın müjdelenmeyi getirmeyeceği gibi, İslam dininin ön gördüğü “sabır” olamayacağı da çok açıktır.
 
Kur’an’ın bize anlattığı sabır; Allah’a güvenmenin ve dayanmanın adıdır (Bakar 156), direniştir (Bakara 155), Allah’a kulluk adına vesileler aramaktır (Bakara 45), en çetin imtihanları göğüslemek, dinin emirlerini yerine getirmektir (Bakara 177), kararlılıktır, dik durma çabasıdır, sürekli bir mücahadedir (Al-i İmran 200), yiğitlik ve kendini tutabilmektir (Nahıl 126), maruz kalınan türlü zorluklara karşı yılmamaktır (Al-i İmran146), sorumluluklarını yerine getirmektir (Ta-Ha 130), kötülüğü iyilikle savmaktır (Kasas 54), kararlı ve azimkar olmaktır (Ahkaf 35, Lokman 17), şeytanın ayartmalarına, dünyanın cazibesine aldanmamaktır (Kasas 80), Mü’minin onurlu davranışıdır ( Müzzemmil 10), nefsin yönlendirmelerine karşı Rabbe yönelmedir (Mü’min 55, Kaf 39), sadece Allah rızası için yapılandır (Müddesir 7) ve Mü’minlerin sürekli birbirlerine tavsiye etmeleri gerekendir (Asır 3). Buraya almadığımız daha onlarca ayet var sabırla ilgili, bu kavramda öz itibariyle var olan gayrettir. Bu gayret, karşılaşılan zorluğun niteliğine göre bazen kararlılık ve sebat, bazen tahammül yahut katlanma, bazen de sakınma veya kendini dizginleme şeklinde olur. Fakat bütün sabır çeşitlerinde ortak özellik, “her hal ve şartta durumumuz ne olursa olsun, dinin ölçülerinde ısrar ve kulluk vazifesini muhafaza”dır.
 
‘Sabırsızlık genellikle çocuksu bir nitelik olarak düşünülür. Sabır yetişkinliğin en önemli bileşenlerinden biridir. Sabırsızlığın aceleciliğe yol açtığı ve iyi düşünmeden verilmiş yanlış kararlara neden olduğu düşünülür.’ Bu tez dinin muhayyer bıraktığı alanlarda geçerli olabilir. Ama öyle anlar olur ki, aklı selimi kullanarak bazen de çok hızlı/acele kararlar almak gerekebilir. Sabredelim, bekleyelim diyemezsiniz dolaysıyla, bu her konu için geçerli değildir…
 
Allah yolunun yolcuları bu yolda sıkıntılarla yüz yüze gelmeye başlayınca, İslam düşmanlarıyla veya nefis, şeytan ve çevreyle imtihanlar çoğalınca buna sabır edemeyenler, ümidini ve azmini yitirenler yavaştan gevşemeye ve dökülmeye başlıyorlar. Çünkü sabır zordur, sabredenler azdır. Bundan dolayı imanın göstergesi olarak sabır gösterip yola devam edenler övülmeye ve müjdelenmeye layıktır. Onların müjdesi “Cennet”tir. Çünkü o Mü’minler hakîki imanla Rablerine bağlandıktan sonra bir daha hiç dönmeyenlerdir. “Müminler, ancak o kimselerdir ki, Allah’a ve Resule iman ettikten sonra şüpheye düşmeyip Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad ederler. İşte sadık olanlar ancak onlardır.” (Hucurat 15) Ne yolun uzaması ne fitneler, iftiralar, tehdit ve tuzaklar, ne de candan, maldan ve dünya nimetlerinden dolayı yaşadıkları imtihanlar onları davalarından döndüremez.  Çünkü kardeşleriyle beraber bu yola girerken bilerek girmişlerdi ve onları yolda yalnız bırakmak olmazdı. Bâtıl davaların ardından gidenler bile davalarına sadâkat gösterip dava kardeşlerini terk etmezken, hak davanın mensupları nasıl oluyor da dava kardeşlerini basit nedenlerden dolayı terk edebiliyorlar?
 
Sabır deyince nedendir bilmem ama, benim aklıma hep Musa as iman etmiş sihirbazlar gelir. Firavun onların “ellerini ve ayaklarını çaprazlama keseceğim ve sizi asacağım” dediğinde onlar; “Ey Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır ve bizi Müslim olarak öldür.” (Araf 126) Aslında sabrı en güzel şekilde anlatır bu sihirbazların zalim ve zorbaya karşı dik duruşu. Düşünün, Fiavun: sizi lime lime edip timsahlara yem olarak atabilir, böyle bir zalime karşı gelip ona ihanet etmişsiniz “ölümlerden ölüm beğenin” demektir! Dikkat edilirse ‘Ya Rab bize sabır ver’ demiyorlar ‘sabrı üzerimize sağanak olarak yağdır’ diyorlar. Yani azalarımızda değmedik yer kalmasın ki, bu zalimin işkencesine dayanabilelim…
 
O halde İslam’ın yaşanır hale gelmesini ve Allah’ın dinini hâkim olmasını ve O’nun istediği bir hayatı arzulayanlar, bu isteklerine ancak sabır, azim ve sebat gösterdiklerinde ulaşabileceklerdir.
 
Rabbim bizleri sıkıntı, musibet ve belalar anında sabır ve metanetini koruyan, takdir-i ilahiye teslim olan, sadece Allah’a tevekkül edip O’na ümit bağlayan, O’ndan gelip tekrar O’na döneceğini aklından çıkarmayan ve “müjdelenen” kullarından eylemesi temennisiyle. Vesselam
 
First Page Next Page 1 Previous Page Last Page Sayfa 1 / 1 -- Listelenen Sayfa Sayısı 1
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Hayreddin KARAMAN
 Niçin tefrika, nasıl uzlaşma ...
............................................
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Faruk BEŞER
 İki olay üzerinden iki ilginç kavram ! ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Hüseyin BÜLBÜL
 Kur’an’ın makamla okunmasının nedeni nedir ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Harun GÖRMÜŞ
 Âhiret-Merkezli Yaşamak ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Haydar ÖZTÜRK
 İman-Amel Ayrımının Ortaya Çıkışı ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 OSMAN COŞKUN
 Kurgularına Kuran’ı Kurban Edenler ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Muhammed CELİL
 Müşrikler ve Allah İnancı (1) ...
............................................
 Üni. Öğretim Üyesi
 Dr.Cahit KARAALP
 Tarihin Son Sayfası ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Abdülaziz KIRANŞAL
 İyi bir çocuk yetiştirmek isteyen anne-bab ...
............................................
 Aile Danışmanı
 Asiye TÜRKAN
 De ki; Yeryüzünü Dolaşın.. ...
............................................
 Yönetim Kurulu Başk.
 Selahaddin ALIÇ
 Sağlığımız Nasıl Bozuluyor? ...
............................................
 

Enerji içeceklerinin fazla tüketimi çocuklar için tehlike kaynağı
26.02.2022

Bilim insanlarından "kahve" araştırması: Ömrü uzatıyor
25.02.2022

Nadir görülen genetik bir hastalık: Progeria
23.02.2022

Ölüm anında insan beyninde neler oluyor?
23.02.2022

Antibiyotikler Tedavi Özelliğini Kaybediyor
22.02.2022

Gereksiz Aspirin Mide ve Beyin Kanamsı Nedeni
20.02.2022

Her 100 Kişiden Birinde Çölyak var.
20.02.2022

Çocukları Bekleyen Büyük Tehlike.
19.02.2022

Cilt Kreminde Civa Çıktı.
18.02.2022

Skandal ! Hamburgerde İnsan ve Fare DNA'sı bulundu.
15.02.2022

Tüm Haberler
Mail adresinizi ekleyin yeni faaliyetlerimizden anında haberdar olun.
  Kuruluş 2010 : Selahaddin ALIÇ Copyright © 2010-2021 Hedem Helal Denetim ve Sertifikalandırma Merkezi
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir. İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.