SERTİFİKA MÜRACAATI EĞİTİM AKADEMİSİ MERAK ETTİKLERİNİZ
KURUMSAL

BELGELENDİRME
 
KURULLARIMIZ
 
İSTATİSTİKLER
Aktif Ziyaretçi 1 Kişi

Bugün 301 Kişi

Toplam Ziyaret 1.052.998  Kişi
 

"Okuyup Öğrenmek , Cehalet akıntısına karşı kürek çekmektir." S.ALIÇ

  KÜLTÜR KÖŞESİ MAKALELERİ 
   
Yazar Ünvanı Üni. Öğretim Üyesi
Yazar Dr.Cahit KARAALP
 
 
 
Makale Tarihi :  1.07.2021
Ölüm ahiret uykusuna yatmaktır..
Kabir Azabı Tartışmasına Dair…
Kabir azabı var mı yok mu tartışması hala güncelliğini koruyor… Maalesef kabir azabı mevzusu inanç konusu olmadığı halde bir inanç konusuymuş gibi lanse ediliyor… Hâlbuki inanca konu olması için hakkında kesin ve sarih bir nas olmalı…
 
Bu konuda var olan deliller, ayet ve hadisler sahih olanı sarih(açık, net) değil, sarih olanı da sahih değil…Bu yüzden kabir azabını kabul ve red edenlerin hiçbirisi sapıklık ve mülhidlikle itham edilmemelidir… Kabir azabını kabul edenler de red edenler de Kur’an’ı delil gösteriyorlar… Kabir azabını kabul edenler sıhhat ve sarahat durumuna bakmadan Kur’an’a ek olarak hadisleri kullanıyorlar…
 
Kur’an, iki hayattan bahseder; “Dünya ve Ahiret hayatı”… Bunun dışında “Berzah Âlemi” diye bir âlemden, bir hayat şeklinden bahsetmez… “Berzah” kelimesi Arapçada set, engel demektir… Rahman Suresi 20. Ayette iki denizin arasına çekilmiş setten bahsederken “berzah” kelimesi kullanılır ki iki denizin birbirine karışmasını engelleyen engel ise görünür bir engel değil tam aksine görünmeyen bir engeldir, “Allah’ın koyduğu kanundur”…
 
Aynı şekilde Allah, Müminun Suresi 100. Ayette de ölen kişilerin bir daha asla dünyaya döndürülmeyeceklerini, kendilerine yeni bir hayat hakkının tanınmayacağını ifade ederken yine “berzah” kelimesini kullanır… Burada da “berzah” kelimesi “set, engel” demektir… Ki bu engel Allah’ın hayata koyduğu kanundan başkası değildir… Allah’ın hayata koyduğu kanunu yalnız Allah bozar…
 
Yüzyıl ölü kaldıktan sonra diriltilen adamın örneği Kur’an’da işlenmektedir… Allah’ın hayata koyduğu genel yasa, ölümden sonra geri dönüşün olmayacağı şeklindedir… Bu kanuna herkes tabidir, şehitler, peygamberler, veliler vs. herkes bu kanuna tabidir… Ne veliler iddia edildiği gibi öldükten sonra geriye dönüp fayda verebilirler, ne de şehitler geriye dönüp hayata müdahil olabilirler… Ölüm hayata çekilen son çizgidir…
 
Bu çizgiyi kim olursa olsun geçemez… Bu durumda peygamberimizin ruhunun kendisine iade edilip selamlara karşılık verdiği rivayetleri de doğru değildir…
 
Ayrıca Bakara Suresi 154. Ayette şehitler için kullanılan “diri” ifadesinden sonra “lakin siz anlamazsınız” ifadesine baktığımızda aslında şehitlerin geriye dönüp hayata müdahil olmadıkları anlamını çıkarabiliriz… Aynı şekilde Al’i-İmran Suresi 169-171. Ayetlerde de şehitlerden bahsedilirken “onların memnuniyetleri, rableri katında rızıklandırıldıkları, kendilerinden sonra gelenleri müjdeledikleri” ifade edilir ama dünya hayatına müdahil olduklarından bahsedilmez…
 
Çünkü ölümün kanunu, bir daha yaşam alanına devam etmemektir… Lakin bilmediğimiz bir diriliğin içinde olduklarını ayetlerden anlıyoruz…
 
Bizce ölüm, hayatın son evresidir ve uyku gibi dirilişi bekleme sürecidir… Dünya hayatındaki uykudan farkı ise bir daha geriye dönememektir, dünya ile ilişkinin kesilmiş olmasıdır… Ki bu süreci Allah, Yasin Suresi 52. Ayette; “bizi yattığımız yerden kim kaldırdı” ayetinde geçen “merkad” kelimesi ile ifade etmektedir… Nitekim “merkad” kelimesi Kehf Suresi 18. Ayette “rukud” kelimesi ile; “onları görsen uyanık sanırdın hâlbuki onlar uykuda idiler” ayetinde “uyku” anlamında kullanılmıştır…
 
Yasin Suresinde diriltilen insanların “yattığımız yerden bizi kim kaldırdı” sözleri, Kehf Suresindeki ayete istinaden “bizi uyuduğumuz yerden kim kaldırdı” demek olur ki buradan da aslında ölümün “ahiret uykusuna yatmak” olduğunu anlıyoruz… “Ahiret uykusuna yatmak” diye tabir ettiğimiz bu ölüm sürecinde ölen kişinin aslında beden boyutunda değil ruh boyutunda hayatının devam ettiğini ve rüyaya benzer bir yaşam sürdüğünü anlıyoruz… Ki rabbimiz, ruh ve beden ayırımının varlığını bizlere Kur’an’da anlatmaktadır…
 
Zümer Suresi 42. Ayette; “eceli gelenlerin canlarını, ruhlarını ölümleri anında eceli gelmeyenlerin canlarını ruhlarını da uykuları anında alır, eceli geleni katında tutar, eceli gelmeyeni ise belli bir güne kadar salar…” ifadesi ile hem ruh- beden ayırımına dikkat çekilmiş hem de uyku anındaki “teveffi”den ve ölüm anındaki “teveffi” den bahsedilmiştir… Buna göre Kur’an, uyku anındaki “geçici ölümden ve hayatı sonlandıran “gerçek ölümden” bahsetmiş olmaktadır…
 
Ayette kullanılan “teveffi” kelimesi “sonlandırmak, hitama erdirmek, işini bitirmek, öldürmek” gibi anlamlara gelmektedir… Herkes uyuduğunda nefes alıp vermekte ise de beden irade yönü ile faal değildir… Uyku anında görme, işitme, hissetme vs. tüm iradi eylemler rüyada devam etmektedir… Bu ayete istinaden ruh diye tabir ettiğimiz şeyin “İRADE” olduğunu söyleyebiliriz… Tabiri caizse hayat artık uykuda devam etmektedir… Buna göre uyku iradenin hayatla bağının kesilmesi, mevt(ölüm) ise nefes ve iradenin hayatla bağının kesilmesi demektir… Bu durumda ölüm sonrasında iradi eylemlerin rüya gibi bir durumda devam ettiklerini söyleyebiliriz …
 
Bu ayırımı yapmamızın sebebi sahih senedlerle gelen hadisleri red etmek yerine anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmaktır… Hadisleri red etmekle hakikat ortadan kalkmış olmaz… O halde sahih senedle gelen ama sarih(açık, net) olmayan hadis ifadelerini anlamak ve anlamlandırmak için Kur’an’ın ölüme nasıl baktığına bakmamız gerekmektedir…
Biz de şu ana kadar onu yapmaya çalıştık ve sonuç olarak ölümün ahiret uykusuna yatmak olduğunu, uykudan farklı olarak nefesi kesip dünya ile bağımızı sonlandırdığını söyledik ve iradi eylemlerimizin rüya boyutunda devam ettiğini ifade etmeye çalıştık… Buna göre kabir azabının varlığını kabul eden birçok sahih hadis hakikat değil “mecaz” ifade etmektedir diyebiliriz…
 
Kimi ayetlerin mecaz ifade ettiğini kabul ettiğimiz halde iş hadis meselesine gelince kimi hadislerin mecaz ifade ettiğini görmezlikten geliyor gibiyiz… “Emanetin yer ve göğe tevdi edilmesini”(Ahzab, 72) konu edinen ilgili ayetleri nasıl ki hakikat anlamında almıyorsak bence kabir azabı ile ilgili sahih senedlerle gelen rivayetleri de hakikat anlamında almamak gerekir… Zira konu ile ilgili sahih olan hadislerin metni sarih değildir… Hepimiz biliyoruz ki mezarda hayat yoktur, mezarda hayat olmasının imkânı da yoktur… Var ise şayet hayat, ruh ile ilgilidir…
 
Öyle ki yer altında daracık bir alanda koca bir dünya anlatıyorlar… Ölen kişi iyi ise kabri genişler, kötü ise kabir sıkarmış… Kişi öldükten sonra mezara konulduğunda kendine gelirmiş, ölü olduğunu o zaman öğrenirmiş, herkes dağıldıktan sonra “Münker-Nekir” isimli iki melek gelip sorguya çekerlermiş, Ölü mezar başındakilerin ayak seslerini işitir ancak ses veremezmiş vs… Hâlbuki Kur’an’a göre kişi ölmeden önce dünyadan ayrılacağını bilmektedir(Kıyamet, 27)…
 
Kur’an birkaç yerde (Fatır 22, Rum 52, Neml 80) ölülerin, mezardakilerin duymadıklarını işitmediklerini açık ve sarih bir şekilde ifade etmektedir… Her ne kadar müfessirler bu ayetlerde ölüler tabiri ile müşriklere bir göndermede bulunulduğunu söylemekte iseler de durum anlattıklarının ötesinde ölülerin de duymadığını ikrar etmektedir…
Zira benzeyen ve benzetilen arasında ortak noktalar yoksa benzetme yapmanın bir anlamı olmaz… Eğer ölülerin duymama halleri ile müşriklere bir gönderme de bulunulmuşsa her aklı selim sahibi anlar ve bilir ki ölüler duymamaktadırlar ve duymadıkları için bu benzetme yapılmıştır değilse benzetme anlamsız olurdu…
 
Ölülerin duymadığını Kur’an ayetlerinden yola çıkarak dillendiren Hz. Aişe annemizdir… Hz. Aişe, ashabın olduğu bir ortamda, Bedir kuyularına atılan müşriklere peygamberimizin seslenmesi karşısında ashaptan birilerinin “ölüler duyar mı” sorusunu sorduklarını peygamberimizin de buna karşılık olarak “onlar beni sizden daha iyi duyuyorlar” dediğini ancak bu sözün yanlış anlaşıldığını ifade ederek Peygamberin onların bu âlemden geçip gitmelerinden ve hakikati yakinen görmüş olmalarından dolayı böyle bir söz kullandığını dile getirir ve ölülerin duymadığını söyler… Hz. Aişe’nin bu sözü karşısında ashaptan kimsenin itiraz etmediğini biliyoruz…
 
Ölümle hayatın son bulduğuna inanmış Arap toplumu imandan sonra ölülerin duyduğuna inanmış olsalardı böyle bir soru sormazlardı… Zira bu soru Mekke’den Medine’ye hicretten sonra sorulmuş ve inancın tesis edildiği 13 yıllık Mekke dönemi geride bırakılmıştır… Eğer 13 yıllık süreçte İslam’a inanmış ve Bedir savaşına katılmış sahabeler peygamberin Bedir kuyusunun başında ölülere seslenmesini şaşkınlıkla karşılamışlarsa burada durup düşünmek gerekir… Ki bu olayın kendisi dahi ölülerin mezarda dirileri duymadığını ifade etmek için yeterlidir…
 
Kabir âlemi, Berzah âlemi kitaplarında geçen birçok hadisin uydurma, zayıf olduğunu hadis âlimleri ifade etmektedirler. Bu konuda sahih hadisler ise çok azdır… Sahih hadisleri yaptığımız açıklama bağlamında anlamaya çalıştığımızda aslında sahih hadislerde zikredilen “kabrin cennet bahçesinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukur olması” gibi durumların kabirde değil rüyada gerçekleşeceğini söyleyebiliriz… Zaten âlimlerin büyük çoğunluğu kabir azabının bedene değil ruha yapılacağı görüşündedirler…
 
Peygamberimizin kabir azabından sığındığı birçok sahih rivayette geçmektedir… Ancak bu rivayetlerde kabir azabı konusunda net ifadeler bulunmamaktadır… Benim inancım o dur ki kabir azabı dedikleri şey aslında uyku hali gibidir… Beden ölür ama ruh ölmez…
Ayetler iyi insanın cennetle müjdeleneceğini(Nahl 32) kötü kişilerin de hırpalanacaklarını(Muhammed,27-28; Enfal, 50-51) yani kötü bir durumda gözlerini hayata kapayacaklarını söylemektedir…
 
Dolayısı ile hayata gözünü iyi kapayan iyi rüyalar, kötü kapayan ise kötü rüyalar görür… Ki biz uykularımızda da yattığımız duruma göre rüya gördüğümüzü ve rüyada gerçek hayatta olduğu gibi hissettiğimizi, tattığımızı vs. biliyoruz… Bu manada aslında rüya ahiretin bir delilidir…
 
Bana göre kabir azabı yoktur, cehennem azabı vardır… Allah; Kur’an’da iki hayattan bahsetmiştir üçüncü bir yaşamdan bahsetmemiştir… Yani toprak altındaki hayattan bahsetmemiştir… Öyle bir yaşam olsaydı Allah onu açıkça dile getirirdi… İnsanları sakındırmak için cehennem azabını sürekli hatırlatan Allah, neden kabir azabı ile korkutmuyor? Çünkü öyle bir hayat yok, öyle bir âlem yok…
 
Olsa olsa uyku halinde iken gördüğümüz rüyalar gibi bir durum olabilir… Bu gün insanlar kabir azabında korktukları kadar cehennem azabında korkmuyorlar… Neden mi? Çünkü yer altı dünyası daha korkunç işlenmiş… Yer altı dünyası inancı diğer dinlerde de çokça işlenmiş… Diriliş ve hesap olmadan sorgu olmadan azap olmaz… Çünkü Allah sorgu yapmadan azap etmez…
 
Kimileri bin yıl önce ölen ile yeni ölenin kıyamet gününe kadar kabirde cezalandırılmalarının zaman, süre açısından adaletsiz olduğunu söyler… Ancak hepimiz biliriz ki biz rüyada bir hayat kuruyoruz, evlenip çoğalıyoruz, kıtalar dolaşıyoruz, yıllarca yaşıyoruz… Rüyada gerçekleşen tüm bu durumların aslında birkaç saniye içinde gerçekleştiğini söylemektedir uzmanlar… Çünkü zamana tabi olan ruh değil bedendir… Ruh âleminde, rüyada herkes aynı zaman dilimini yaşamaktadır dolayısı ile zaman konusunda adaletsizlik yoktur…
 
İsra Suresi 12. Ayette diriltilenlerin ölüm ile diriliş arası bekleyişte çok az kaldıklarını düşüneceklerini, Ta-ha Suresi 103- 104. Ayetlerde de mücrimlerin kendi aralarında kaç gün kaldıklarını tartışacaklarını 10 gün kalındığını söyleyeceklerini onlardan başka bir grubun ise bir gün kalındığını ifade edeceklerini ifade edilmektedir… Bu ayetlere göre ölüler, ölü oldukları zaman dilimini dahi hatırlıyorlar… Eğer bizim dediğimiz gibi uyku gibi bir halde değil idilerse ne kadar kaldıklarını nasıl ve neden tartışsınlar?
 
Yukarda yaptığımız açıklama ışığında anlamaya çalıştığımızda ayetler daha anlamlı gelmektedir… Ayetlerden anladığıma göre ölüm sürecindeki bekleyişin 10 gün sürdüğünü ifade edenler çok kötü bir durumda uykularına devam etmiş, çok kötü rüyalar görmüşler, bir gün diyenler de on gün diyenlerden daha az kötü bir durumda uykularına devam etmişlerdir…
Bazen uyku uzun olduğu halde çok kısa gibi gelir insana… Bazen de çok az olduğu halde çok uzun sürmüş gibi gelir… Bu uzunluk meselesi görecelidir ve uyku şartlarına, ahvale bağlıdır… Ahiret uykusuna yatmak olarak nitelediğimiz ölüm dünya uykusunun bir benzeri olmalıdır ama gerçek halini sadece rabbimiz bilir…
 
Mü’min Suresi 11. Ayetten yola çıkarak “iki ölüm ve iki diriliş” ifadelerine istinaden kabir hayatının varlığı iddia edilmektedir… Hâlbuki bu ayete göre iki ölüm ve iki diriliş ile neyin kastedildiği tartışmalı bir mevzudur ve müfessirler bu konuda birçok görüş ileri sürmüşlerdir… Kabir azabı müfessirlerden gelen görüşlerden sadece bir tanesidir…
 
Bu konuda herhangi bir ittifakta mevcut değildir… Bu durumda ayet sarih olmadığı için delil olarak kullanılamaz… Bizce ilk ölüm ile toprak olan halimiz ikinci ölüm ile ise malum ölüm anlatılmaktadır. Yine ilk diriliş ile doğum, ikinci diriliş ile malum diriliş anlatılmaktadır…
Yine kabir azabının varlığını kabul edenler tarafından Mü’min Suresinin 46. Ayeti delil getirilmektedir… Ayet, “Firavun ve beraberindekilerin denizde boğulmalarının akabinde sabah akşam ateşe arz edildiklerini ve kıyamet gününde daha büyük bir azaba uğratılacaklarını” ifade etmektedir…
 
Sabah-akşam ateşe arz olunmalarının kıyamet günündeki azaptan önce zikredilmiş olmasından yola çıkarak kabir azabının varlığı ispatlanmak istenmektedir… Bu konuda da müfessirler arasında bir birlik yoktur…
 
Örneğin Maverdi, ayette takdim ve tehirin söz konusu olduğunu ve dolayısı ile kıyamet günü büyük azaba sabah akşam arz olunacaklarının ifade edilmek istendiği görüşünü nakleder… Dolayısı ile ayet sarih olmadığı için bu konuda delil olarak kullanılamaz… Sabah- akşam ateşe arz olunmaları takdim ve tehir değilse ahiret uykusunun rüyasında yaşanacak bir durumdur diyebiliriz…
 
Yine Nuh Suresi 25. Ayette “boğulmalarının hemen akabinde ateşe atıldılar” ifadesinden yola çıkarak Kabir azabının varlığı kanıtlanmak istenmektedir. Zira burada “fe” bağlacı ile hemen ateşe atıldıkları ifade edilmektedir demektedirler… Ancak bu konuda da tefsirlerde birçok farklı görüş bulunmaktadır… Bizce ayetin bu ifadesi, Nuh kavmi kâfirlerinin ölümleri ile cehenneme atılmaları arasında kendisi açısından zaman aralığı olmayan Rabbimizin üslubundan kaynaklanmaktadır… Bu ayette sarih olmadığı için, hakkında ihtilaf bulunduğu için delil olarak kullanılamaz…
 
Birçok ayet cennet ve cehenneme diriliş sonrasında girileceğini ifade etmektedir… Cennet ve cehennemin şu an için mevcut olup olmadığı dahi tartışmalı bir meseledir ve bu tartışma kesin sonuca kavuşturulamamıştır… Ama ayetlere bakarak kesin olarak kimsenin ölüm sonrasında cennet veya cehenneme girmediğini söyleyebiliriz…
 
Sonuç olarak kabir azabının maddi boyutlu olduğunu söylemenin doğru olmadığını, varsa şayet manevi boyutta olduğunu ve rüyaya benzer bir durumda gerçekleşeceğini ifade ediyoruz… Bize göre ölüm, dünya hayatının sonlandırmakta ise de ruh boyutunu nihayete erdirmemektedir… Dolayısı ile ölüm uykuya benzerdir tabiri caizse ölüm “büyük uyku”dur… Ölüm için “Ahiret uykusuna yatmak” tabirini kullanmaktayız… Bu Ahiret uykusunun dünyadaki uykudan farkı bir daha geriye dönüş yapamamaktır…
 
Berzah denilen şey ise diğer kanunlar gibi hayata dönmeme kanunudur… Berzah âlemi diye bir âlemden bahsetmek, yar altı dünyasından bahsetmek doğru değildir… Bu konuda gelen rivayetlerin çoğu da ya mevzudur(uydurmadır) ya da zayıftır… Kur’an, dünya ile ahiret arasında bir hayattan bahsetmiş değildir… Ancak Kur’an ölümü uyku şeklinde nitelendirmiş ve bedenen ölmüş olmanın “manen ölmüş olmak” olmadığını birçok ayette anlatmıştır…
Ayrıca “Kabir Azabı” ile ilgili sahih hadislerin mecazi anlamda alınması gerektiğini düşünüyoruz… Ve âlimlerin çoğunun görüşü olan azap bedene değil ruha yapılır görüşlerinin yabana atılmaması gerektiğine inanıyoruz…
 
Yine de en iyisini rabbimiz bilir…
First Page Next Page 1 Previous Page Last Page Sayfa 1 / 1 -- Listelenen Sayfa Sayısı 1
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Hayreddin KARAMAN
 Ölmeden önce ölenin derdi ne olur? ...
............................................
 Prof.Dr.İlahiyatçı
 Faruk BEŞER
 Her konuda hakikati kimse tek başına bulam ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Hüseyin BÜLBÜL
 Kur’an’a göre akletmek nedir? ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Harun GÖRMÜŞ
 Görmezden Gelinen Âyet: Ahzâb 21 ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Ömer YILDIZ
 İnfak ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 OSMAN COŞKUN
 Tâğutu İnkâr Et ki Müslüman Olasın ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Muhammed CELİL
 Rivayetin Gölgelediği Resulüllah! ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Enes TARIM
 İslâmî Çöküş ...
............................................
 Araştırmacı-Yazar
 Abdülaziz KIRANŞAL
 Müslüman şahsiyetin tatil prensipleri ...
............................................
 Yönetim Kurulu Üyesi
 Veysel GİLEY
 Doping Helal mi ? ...
............................................
 Yönetim Kurulu Başk.
 Selahaddin ALIÇ
 Tağutun anlaşılması.. ...
............................................
 

Sakın tavukları öpmeyin!
04.01.2021

Kalıcı kilo verdiren mucize yiyecek; kuru baklagiller
05.01.2021

Fas?ta toplu arı ölümlerine karşı savaş
05.01.2021

Acı biber'in 14 faydası
05.01.2021

2030 Yılında Dünyanın Yarısı Obez Olacak
05.01.2021

Hamburger 1 saat içinde vücudunuza nasıl zarar veriyor ?
05.01.2021

Tavuk Kanser'e sebeb oluyor !
05.01.2021

Obezite Türkiyeyi de Tehdit Ediyor.
05.01.2021

Islak Mendil Gerçeği.
05.01.2021

Tavuk Etinde Hastalık Yapan Bakteri Uyarısı.
05.01.2021

Tüm Haberler
Mail adresinizi ekleyin yeni faaliyetlerimizden anında haberdar olun.
  Kuruluş 2010 : Selahaddin ALIÇ Copyright © 2010-2021 Hedem Helal Denetim ve Sertifikalandırma Merkezi
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir. İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.